Hayat

Neden Hep Ben?

Başımıza gelen imtihanları sanki bir tek kendimiz yaşıyormuş gibi ‘Neden hep ben?’ diye sorguluyoruz. Halbuki, ‘Sevabın çokluğu, belânın büyüklüğüyle beraberdir.’ hadis-i şerifi, bizi meseleye nasıl bakmamız gerektiği konusunda ikaz ediyor.

“Cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değil.” diyor Üstad Bediüzzaman Hazretleri. Bu ifadeden de anlaşılacağı üzere hepimizin tâlip olduğu cenneti kazanmak hiç de kolay değil. Tabiri caizse dikenli yollardan geçerek ona ulaşmaya çalışıyoruz. Cehennem ise insana cazip gelen amellerle dolu. Nefsimize yenildiğimiz ve günah olan ameller bunlar… İşte imtihanlar, ikisinden birine gidiş biletimizi kesiyor. Yani, insanın hayatında bir imtihan vesilesi olarak yer alan mal, evlat, eş, makam gibi merhaleleri nasıl atlatacağı hem dünyevî hem de uhrevî neticeler teşkil ediyor. İmtihan, hayatı zorlaştıran bir hâdise mi yoksa kulluğumuzun derecesini artıran bir imkân mı gelin birlikte bakalım.

Hası, hamdan ayırmak için imtihan…

Sıkıntı ve acı anlamı taşıyan mihnet kökünden geliyor ‘imtihan’. Manasından da anlaşılacağı üzere, şer ama aynı zamanda hayır hadiselerle de kendini gösteriyor hayatımızda. En basit örneğiyle altın, maden yataklarından çıkarılıp, ateşte eritilip diğer metallerden ayrıştırılmaya kadar pek çok işleme tabi tutulduktan sonra kıymetli hâle geliyor. İşte imtihan da insanın, hamını hasından, tembelini çalışkanından ayırmak için bir vasıta. Fatih Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhit Mert, ‘İmtihan niye var?’ sorusunu iki maddede açıklıyor: Kuşkusuz bunun başında İlahi irade geliyor. Yani Allah Teâlâ (celle celâlühû) varlığı yaratıyor ve insanı çeşitli imtihanlara tabi tutarak böyle bir hayat tarzı sürmesini istiyor. Mülkte tasarruf, yine mülk sahibinin olduğundan imtihanı sorgulamak uygun değil. Yaptığı her davranıştan sorumlu olan insana mükâfat mı yoksa mücazat mı verileceği imtihanla anlaşılıyor. Mülk Sûresi’nin 2. ayetinde geçen ifade ise imtihanın varlığını özetliyor âdeta: “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”

Rahatlık beklentisini hayâle bile getirme…

Herkesin imtihanı, konumu ve şartlarına göre değişiyor. Bu nedenle biri rahatlıkla biri sıkıntılarla imtihan oluyorsa hâşâ bunu Allah’ın (celle celâlühû) adaletsizliği ile adlandırmak sakıncalı bir yaklaşım. Hayatında her şey yolunda giden insanlara her ne kadar imrenerek baksak da bunun da bir imtihan aracı olduğu unutulmamalı. Hem bize uzaktan kusursuz gelen insanların gerçekten mutlu olup olmadıklarını iç dünyalarına girmeden bilemeyiz. Rahatlık beklentimizin aksine İbn Mace’nin aktardığı hadis-i şerif, imtihanı niye sevmemiz gerektiğini öğretiyor bize: “Sevabın çokluğu, belânın büyüklüğüyle beraberdir. Allah, bir toplumu sevdiği zaman şüphesiz onları musibetlerle imtihan eder. Artık kim buna rızâ gösterirse, Allah’ın rızâsı o kimseyedir. Kim de öfkelenir ise, Allah’ın gazabı o kimseyedir.”

İmtihanı, imkân bilmek…

Peki, imtihan şuuru nasıl kazanılır? İlahiyatçı Prof. Dr. Muhit Mert, bu bilinçle hareket etmenin insanın tefekkür terbiyesine ve aldığı eğitime bağlı olduğunu söylüyor. Yani anne-baba, çocuğu yetiştirirken başına gelen bir olayı imtihan kavramı ile açıklamazsa, çocuk yaşadıkları karşısında bunalıma girebiliyor. Hatta bu kişilerin ileri dönemlerde yaşadığı en ufak hadise karşısında çabucak yıkılıp gitme riskleri çok yüksek. Daha çocuk yaşta bu şuur oturtulmalı ve süreç içinde iyiliklerin musibete, musibetlerin ise nimete evrilebileceği unutulmamalı. Mert, imtihanın, kul için büyük bir imkân olduğunu ise şöyle açıklıyor: “İmtihan bilinci olmasa insanın savrulma ihtimali çok yüksek. İmtihanlar hayatımızı zorlaştırmıyor. Bilakis insana yönelen tehlikelere karşı dayanıklılığını ortaya koyuyor.” Hakikaten, kişinin istidatlarının inkişafına vesile olan imtihan olmasaydı, tekdüze insanlara dönüşür ve sıradan bir hayat yaşıyor olurduk.

İmtihana sabır, ateşi güle çevirir

İmtihanı atlatmak için ise peygamber ve evliyaların hayatı, bizlere pusula mahiyetinde. İmtihana ibadet gözüyle bakan Hazreti İbrahim’in (aleyhisselam), Nemrûd’un emriyle ateşe atılması hadisesi buna en güzel örnek. Hazreti İbrahim (aleyhisselam) putların âcizliğini göstermek için bir gün kavmi panayırdayken put evine girer ve tüm putları kırar. Halk, şenlikten dönüp putların kırıldığını fark eder. Kimin yaptığı araştırılınca Hazreti İbrahim’in yaptığı anlaşılır. Kral Nemrûd bunun üzerine İbrahim Aleyhisselam’ın mancınıkla ateşe atılmasını emreder. Tam alevler arasına gönderilecekken Cebrail Aleyhisselam, Hazreti İbrahim’e yardıma gelir. Ancak Hazreti İbrahim öylesine tevekkül sahibidir ki, “Dost ile dostun arasına girmeyin! Rabb’im ne dilerse ben ona râzıyım, kurtarır ise lütfundan, yakarsa kusurumdandır. Sabredici olurum inşâallâh…” şeklinde cevap verir. Allah Teâlâ’nın “Ey ateş, İbrahim’e karşı serinlik ve selâmet ol!” emri üzerine ise ateş O’nu yakmaz. İşte Hazreti İbrahim’in imtihan karşısında Allah’a teveccühü ateş çemberini, gül bahçesine çevirir.

İmtihan vesileleri ve reçeteleri…

Bakara Sûresi 155. ayetinde, “Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri!” buyrularak insanların çok farklı imtihanlara dûçâr olacağı belirtiliyor. Belâ ve musibetler imtihan kaynağı olabileceği gibi iyilik ve ihsanlarla da sınanabiliyor insan. Önemli olan her iki durumda da sabretmek, şükretmek ve Allah’a teveccüh göstermek. Dilerseniz, Kur’ân-ı Kerim’de vesile kabul edilen imtihan çeşitlerine bir göz atalım. Unutmadan şu duamızı da ekleyelim: Cenâb-ı Hakk bizleri, imtihanı imkân bilen kullarından eylesin.

Mal menâl ile imtihan

Allah Teâlâ (celle celaluhu) kimi kulunu bollukla kimini de yoklukla imtihan ediyor. Ama rızıkların bol olması her zaman Allah’ın hoşnutluğunu, dar olması da gazabını göstermiyor. Ne yazık ki, günümüzde çokları böyle düşünmeyip, isyana götürüyor mal arzusunu. Zengin olan ise nefsinin arzu ettiği şeylere yelken açıp malını hayır yolda harcamak yerine şer hadiselere tevessül edebiliyor. Hem yokluğa isyan, hem de varlığa şükürsüzlük imtihanı kaybettiriyor insana. En doğrusu, bunları imtihan olarak görmek, iyilik geldiğinde şükürle, musibet geldiğinde ise sabırla karşılamak ve neticesinde imtihanı kazanmak.

Evlat ile imtihan

Enfal Sûresi 28. ayetinde, “Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır. Allah katında ise büyük bir mükafat vardır.” buyrulduğu gibi evlât da imtihan vesilelerinden biri. Cenab-ı Hakk, kimi kuluna evlât vererek kimini ise evlâtsızlık ile imtihan ediyor. Nice anne-baba hayatını çocuklarından dert yanarak geçiriyor. Nicesi de evlâtperestlik girdabına kapılıp şirke düşebiliyor. Bu nedenle, evlât sevgisine de bir sınır koymak şart. Allah Teâlâ, bazen sakat bir çocukla da imtihan edebiliyor. Bu onların günahlarının kefaretine vesile olabilecek bir nimet aynı zamanda.

Makam mansıp ile imtihan

Makam da bir imtihan vasıtası Hak katında. İnsanlar makamın sağladığı imkâna heveslenerek, bu yolda hırs içine girebiliyor. Allah Teâlâ, kuluna makam veriyor ve onu ‘İnandığı değerlerden vazgeçecek mi halkın hakkını koruyacak mı’ diye test ediyor. Ancak bunun tam tersini yapanlar ve makam için her şeye göz yumar hâle gelenler imtihanı kaybediyor.

Eş ile imtihan

En zorlu imtihanlardan biri de eş ile imtihan. Tegabun Sûresi 14. ayetinde, “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başına kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” ifade buyruluyor. Önemli olan hataları yüze vurmak yerine düzeltmesine yardımcı olmak. Aşırı sevgi ya da sevgilerinin nefrete dönüşmesiyle de sınanabiliyor eşler. Aslolan sevginin asıl sahibinin rızasını gözeterek bir evlilik inşa etmek ve bu yolda fedakârlık göstermek.

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.