Anne Baba Aile

Ah Nefsim!

İnce belli bardaklarda çay yudumladığımız dost meclislerinin tartışmasız en çok konuşulan konusudur nefis terbiyesi. Herkesin ortak derdi ona söz geçirememek, bu yüzden de ibadetlerini hassasiyetle yapamamak; son cümle ise, “Bu nefsi nasıl terbiye edeceğiz?” olur hep.

Bu mesele İslam Peygamberinin de (sav) konusu olmuştur. Hz. Peygamber (sav) nefis terbiyesi konusunda ümmetini defalarca uyarmıştır. Az uyumanın, az konuşmanın ve az yemenin insanın mânâ yolculuğundaki önemini vurguladığı birçok hadisi şerifleri nefis mücadelesinde reçete olmuştur. Bizzat kendi hayat-ı seniyelerinde dünyevi lezzetlere iltifat etmemesi bizlere istikamet çizer. Onun (sav) bu tavsiyelerini tasavvuf erbabı formüle edip, “kıllet-i taam, kıllet-i kelam, kılleti menam” ifadeleri ile serlevha etmiştir.

Doğrudur; nefse söz geçirmek, onu terbiye etmek zordur. Büyüklerin hayatına baktığımızda, bu imtihan mekanizması ile yaptıkları mücadelenin ne kadar ağır olduğuna şahit oluruz. Aylarca sokaklardan hayvan pisliği temizleyerek nefis terbiyesi yapan tasavvuf büyüklerini okuruz. Bir başka kamet omzunda ciğer satar; çarşıda pazarda en büyük düşmanı ile mücadele halinde olur hep. Bir başka kutup kırk yamalı elbise giyer; ta ki vehmi Rab’lık iddiasında olan bu düşmanın kibir ve gururuna gem vurmak için çalışır.

Aylarca uzlet mekanlarında “çile” dolduran o günün kahramanlarını zamanımızda hayranlıkla yâd ederiz. Fakat bu zorlu mücadeleyi, günümüz şartları içinde nasıl yapacağız sorusuna da cevap bulmak zorundayız. Nefis dünden daha şiddetli şekilde manevi hayatımızı tehdit ederken; dünün yöntemlerinin yanında, bugüne ait yeni formüller ile mücadele etmek gerekiyor.

Bugün sokakta omuzlarımızda ciğer satmak mümkün değil, fakat öğrenciye burs vermek için kış soğuğunda pazarda çorba satan hanımların yaptıkları bu mücadelede muhteşem bir gayrettir. Ya da ellerinde gözleme, çarşı pazarda bunları ihtiyaç sahiplerine hayır olsun diye satmak nefsin pek hoşuna giden bir şey olmasa gerek. Hele söz verdiği bursu ödemek için apartman merdiveni silen hanımın yaptığı nefisle yaka paça olmak değil midir?
Kendi çocukları kadar, şehir dışından kendi memleketlerine okumak için gelmiş çocuklara kol kanat germenin, onlara annelik yapmanın büyük fedakarlık olduğu muhakkaktır. Bu gençlerin evlerine gidip onların işlerine yardım etmek, buzdolaplarında eksikleri var mı diye endişelenmek, evinden önce onların alışverişlerini yapmak; koca bir yüreğin işi olmasının yanında, nefsi dize getirmenin ayrı bir boyutudur.

Bir yerlerde gönüllere girilmesi için verilecek hediyeler, kurbanlar, burslar için kendine alacağı iki şeyin birinden vazgeçmek; az harcamak, az giymek, belki kırk yamalı elbise giymek kadar ağır bir şey olmasa da günümüze bakan yönüyle büyük bir kahramanlıktır.
“Dövene elsiz, sövene dilsiz, derviş gönülsüz gerek.” güzelliğini hayata geçirmek, bu zorlu mücadelenin en etkili yöntemlerindendir. Yeri gelir hakaret işitmek, yeri gelir iftiraya göğüs germek, yeri gelir de bunları yapanlara “Ben hatırlamıyorum, öyle bir şey mi demiştiniz?” diyebilmektir en büyük nefis mücadelesi.

Yani zordur bu iş; ama neticesi çok güzeldir. Belki bugünün nefisle mücadele yolculuğunda keşif yoktur, keramet yoktur, zevk yoktur; ama bunlardan daha büyük bir şey vardır ki, o da Allah rızasıdır.

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.