Anne Baba Aile

Anne Hakkına Değer Veren Peygamber’in (s.a.v) Ümmeti Olmak

Bulunduğumuz bu kutlu ayda günler adım adım ilerlerken 14 asır evvelinde yaşananları hayal edenlerimiz vardır herhalde. Cahiliye devri olarak isimlendiren o zamana güneş gibi doğmuş ışık olup aydınlatmıştı Efendiler Efendisi(sav) …

İnsanlar o zamandan bu yana yeni doğmuş bebek gibi dinimizin emirlerine yabancı iken bir bir öğrendi Rabbinin istek, emir ve yasaklarını o Kutlu Rehberden.

Acaba biz, o sultanlara sultanlığı öğreten Gönüller Sultanı’nı istenilen ölçüde bilebildik mi? O’nun nasıl bir eş, nasıl bir baba, nasıl bir evlat olduğunu ne derece öğrenebildik?

Evet özü ve konumu itibariyle kainatta olduğu kadar hayatımızın da rehberi olan  Peygamber Efendimiz (sav)  henüz dünyaya gelmeden önce babasını, 4 yaşında ikende annesini kaybetmişti. Hem yetim hem öksüz büyümüştü. O anne babasız yetişse de terbiyesini  Alemlerin Rabbi Yüce Allah vermiş, himayesini de yine o gerçekleştirmişti.

Annesini dünya gözüyle ne kadar az görse de yine onun  hakkını ve değerini, Efendimiz’den(sav)  çok bilen ve anlatan yokturOnlara “öf” dahi demememizi ifade eden Peygamber, yine onlara merhamet ve tevazu kanadını germemizi ifade ediyor.Kur’anın ifadesiyle Allah(cc) ve Rasul’ünden(sav) sonra en çok hakkı olan anne ve baba olduğu gibi sevgi ve saygıya en çok layık olan da onlardır.

Peygamber Efendimiz’in  yanına gelen biri şöyle dedi: “Allah’tan sevap ve manevî karşılık beklemek niyetiyle cihat etmek ve hicret etmek üzerine sizinle biat etmeye geldim.”

Peygamber Efendimiz: “Anne-babandan birisi sağ mı?” “Her ikisi de sağdır.” “Allah’tan sevap ister misin?” “Evet, yâ Resulallah.” “Öyle ise anne-babanın yanına dön, onlara hizmet et.”

Anne-baba hiçbir şekilde ayırt edilmez, biri öbürüne tercih edilmez, birinin sevgisi diğerinin önüne geçmez. İki gözümüz var hangisini ötekinden üstün tutabiliriz. Fakat  Efendimizin hadislerine baktığımızda anne hakkının baba hakkından üç misli fazla olduğunu görüyoruz. Ebû Hüreyre rivayet ediyor; Peygamber Efendimize bir kişi geldi ve sordu: “Yâ Resulallah, en çok kime iyilik ve ihsan etmeliyim?” “Annene.” “Sonra kime?” “Annene.” “Sonra kime?” “Annene.” “Sonra kime?” “Sonra babana.”

Anne-baba hakkının önemini ifade ettik. Bizi 9 ay binbir sıkıntılarla karnında taşıyan annemizin hakkı o zor  günlerde başlıyor.  Bununla ilgili yine Efendimize gelen biri; “Yâ Resulallah, ben annemi sıcak bir günde omuzuma alıp iki fersah yol yürüdüm. Hava o kadar sıcaktı ki, eğer bir et parçası yere atılsa hemen pişerdi. Acaba onun hakkını ödemiş oldum mu?”

Peygamber Efendimiz şu cevabı verdi: “Senin bu hizmetin, onun bir doğum sancısını belki karşılar.”

Anne-baba hakkı ile ilgili hadislere baktığımızda cennete yaklaşmada  yahut cennetten uzaklaşmada onlara karşı tavırlarımızın ne kadar etkili olduğunu görüyoruz. Aslında bizlerde birer ebeveyniz yahut ebeveyn adayıyız. Ailelerimizle empati kurmaktan lütfen çekinmeyelim.

Bizler nasıl evlatlar istiyorsak o şekilde evlat olmak bu konuda en önemli düsturumuz olsun. Unutmayalım cennetin annelerin ayakları altında olduğunu…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.