Anne Baba Aile

Anne Şefkati İntiharı Önlermi ? _2

Bir önceki yazımda, geçtiğimiz günlerde intihar eden M.P hakkında hissettiğim hüznü yazmıştım. Ve bu hüznü paylaştığım arkadaşım Bety’nin konuyla ilgili zihnime ektiği soruları paylaşmıştım. Kısaca hatırlayacak olursak:

Ya annesi M.P’yi hiç sev-e-mediyse? diye sormuştu Bety.

Belki daha ana rahmine düştüğünde onu aldırmak istediyse?

M.P’nin içinde, ruhunun derinliklerinde saklı duran ‘yok olma arzusu’ henüz anne karnındayken şekillendiyse?

Dünyaya doğsa da  M.P, kendine doğamadıysa?

Annesiyle olan ilişkisi M.P’yi kendi kılamadıysa?

Ve annesi onu koşulsuz  sevemediğinden M.P yaşa-ya-madıysa?

İntiharın sebebini daha da derinlerde, belki de ana rahminde aramalıyız diyordu. Ne gibi diye sorunca da ana rahmini ve mezarı işaret ediyordu.

Ne tezat değil mi? Haydi yeniden okuyalım:

An-ne rah-mi ve me-zar.

Farklı manalari işaret etse de aynı hikmet üzerine yaratılmış iki hakikat : Doğmak!

Anne rahmi; bebeği buraya, fanilerin dünyasına doğuruyor. Mezar ise yaşadıkça kemale ermiş insanı bir rahim misali sonsuzluğa doğuruyor.

Belki de M.P’nin ruhu, anne rahminden hakkıyla doğamadığı için, ikinci bir rahim olan mezardan sonsuzluğa doğmak istemiyor?

Bu yüzden, o kısacık videosunda ‘ Bedenimi mezara koymayın, kadavra olarak kullansınlar, bari bir işe yarasın’  diye vasiyet ediyor ?

Allah-u alem! İşin aslını hiçbirimiz bilemeyiz. Ama Bety’nin bu kadarlık yorumu bile beni annelik kavramı üzerine etraflıca düşünmeye sevk ediyor.

M.P’nin annesi kimdi? diyorum.

Nasıl sevmişti evladını, nasıl sevememişti?

Gerçekten anne şefkati, intiharı önleyebilir miydi?

Öyleyse neydi hakikati bu şefkatin?

Fıtri miydi, sonradan kazanılabilir miydi?

Fıtri miydi, sonradan kazanılabilir miydi?

Düşündükçe, evet diyorum kendi kendime. Evet, her kadın doğuştan anne şefkati kodlarıyla dünyaya gelir. Ama önemli olan fıtratındaki bu kodları doğru okuyabilmesi ve yaşayabilmesidir. Şefkatin karşılıksız sevgi anlamına geldiğini her daim aklında tutarak çocuğundan yana beklentiye girmemesidir.

Mesela bir sokak röporatjında denk geldiğim bayan gibi. Kendisine yöneltilen ‘Neden çocuk sahibi oluruz?’ sorusuna, ‘ İleride bize bakması için ‘ şeklinde cevap vererek, çocuğundan beklentisini gözler önüne sermişti. Kısmen haklıydı belki. Ama unuttuğu nokta şu ki; evlat bakarsa kendi adına büyük bir hayır işlemiş olurç Fakat böyle bir beklentiyle çocuk yetiştirmek ise doğru değil.

Bizim de o hanım gibi aslında kendimizce çok masum bulduğumuz beklentilerimiz yok mu? Kimimiz ‘ Ben okuyamadım, evladım okusun ‘ diyoruz, kimimiz ‘Ben filanca olamadım, evladım olsun’ . Şöyle akıllı, böyle sanatkar bir çocuk olsun. Hatta  daha hamileyken başlıyoruz kurmaya: Sarışın, mavi gözlü olsun… Ay, hep hayalimdir; şu fotoğrfataki gibi kıvırcık olsun… Ben öyle strese gelemem, aman ha uslu bir çocuk olsun…

Olsun da olsun. Kaldı ki beklentilerimiz onları oldurmakla bitmiyor, oluşlarındaki payımızın da fark edilmesini istiyoruz. Bir yarışmayı kazandığında ‘Aferim, sen kimin kızısın/oğlusun!’ deyiveriyoruz mesela.  Ah, bir bilsek! Biz böyle söyleyince, onca emeğine rağmen kazanan o olmuyor aslında, biz oluyoruz.  Ve bir dahaki sefere çocuğumuz kendisi adına değil, bizim adımıza yarışıyor. Bizim adımıza leke sürmemek için uğraşıyor. Belki de hayat boyu hep bizim hayallerimizi gerçekleştirmekten kendisininkilere sıra gelmiyor.

Biz de beklentilerimizle oluşturduğumuz bunca baskıya rağmen hala daha evlatlarımızın kendisi gibi davranamamasına hayıflanıyoruz. Onca malın mülkün refahın içindeydi, makamı mansıbı yerindeydi, neden M.P intihar etti ki diyoruz.

Evet, toparlayacak olursak, elbette her kadın anne şefkati üzerine doğar. Ama mühim olan; bu saf şefkati kendi beklentilerimizle kirletmeden, yaratıldığı anki  masumluğu ve kuşatıcılığı ile çocuğumuza ulaştırabilmektir. Onun daha anne karnındayken bile hasta olmaması için gösterdiğimiz özeni, ruhunun da hasta olmaması için de gösterebilmektir. Bu uğurda ‘ Şefkat, kadının fıtratıdır.’ diyerek kendimizi kutsamak yerine, ben fıtratımı ne kadar tanıyor ve işlettirebiliyorum diye düşünebilmektir. Kendi aciz şefkat damlamızdaki yavrularımızı,  Allah’ın merhamet denizine taşıyabilmektir.

Çünkü evlatlarımızın sağlıkla bu dünyaya doğması kısmen bize bağlı olsa da çoğunluk itibariyle Allah’ın takdiri. Ama buradan sonsuzluğa doğması bizim elimizde. Ruhunu kanatmadığımız her çocuk, Cennet bahçesinde bir gül olmaya namzet. Bize düşen sadece , dikeni-kokusu farklı olsa da tüm çiçeklerini olduğu gibi kabul edebilen, şahsi beklentileriyle onların dalını budağını kırmayan iyi bir bahçevan, gerçek bir ANNEKADIN olabilmek…

Bize düşen güzel yürekli bir annenin dediği gibi ” Ne bir sonuç ne bir başarı bekliyorum senden. Azad ediyorum seni beklentilerimden!” diyebilmek..

Diyebilirsek M.P. ler yaşayacak… Diyebilirsek insan yaşayacak… Diyeblirsek alem yaşayacak!

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.