Anne Baba Aile

Kahır Çekmek mi? Hayatı Paylaşmak mı?

“-Akşam görümcemin kızının sözü var, oraya gideceğiz.

-Oğlunu evlendirmişti değil mi o?

-He, evlendirdi ama boşandı çocuk. Amaan şimdikilerin evliliğinden ne olacak ki. Dün evleniyorlar, bugün boşanıyorlar. Bunlarda yapamamışlar ondan ayrılmışlar.

-Boş ver, en iyisini ediyorlar; biz çekiyoruz da ne oluyor sanki?” Otobüste hemen önümdeki koltukta oturuyorlardı. Bayanların yaşları 35-40 ancak vardı. İkisi de başörtülü ve bildiğimiz Anadolu insanı idi. Mecburen kulak misafiri olduğum bu diyalog dikkat çekiciydi. Boşanmak için söylenen sebep ise düşündürücüydü. Bugün küçük ve basit sebepler yüzünden çiftler soluğu mahkemede alıyorlar.

***

Eskiden, “gelin beyaz gelinliğiyle girdiği evden beyaz kefeniyle çıkar”dı. Bu anlayış belki tartışılabilir; fakat kadına evliliğin devamı konusunda büyük bir misyon yüklerdi.

Yalnız kadına mı?

En az kadın kadar erkek de evliliğin devamından sorumluydu.

Evliliğe ciddi bir anlam yüklendiği için boşanma hoş karşılanmaz; karı koca arasında problem yaşandığında aile büyükleri devreye girerek durumun düzeltilmesine yardımcı olurdu. Devreye girenler, evliliğin yürümesi için gayret gösterir ve genel itibariyle de öyle olurdu. Hatta evliliği uzun yıllar süren çiftlere işin sırrı sorulduğunda, genellikle klasikleşen şu cevap verilirdi: “Ben kızdığımda o susar, o kızdığında ben susarım.”

Yani karşılıklı anlayış ve empati.

Bunlarla birlikte karşılıklı fedakarlık, vefa, sevgi, saygı. Problem ve olumsuzluklara karşı sabır. Sadece iyi günde değil, kötü günde de birbirinin belki kahrını çekme, derdine ortak olma; zorlukları birlikte aşma…

Ya şimdi?

***

Yukarıdaki “tirajikomik” diyalog günümüzün sıradan bir örneği sanki. Yüksek eğitimli, az eğitimli; genel eğilimin bir dışa aksi. Temel sebebi tahammülsüzlük, subjektif etkiler ve modern çağın genel hastalığının evlilik müessesesindeki yansıması.

Hayatımızı derinden etkileyen / etkilemesine belki de farkında olmadan izin verdiğimiz televizyon, hep eğlenme ve zevk alma merkezli diyaloglar, sürekli hayatın tadını çıkarma eksenli hayatımıza adeta pompalanan manevi virüsler.

Detaylı düşündüğümüzde aslında fasit bir daire, kısır bir döngü bu. Birbirinin kahrını çekmek istemeyen insanlar, bir ömür bütün insanların kahrını çekmeyi göze almış olmuyor mu? Zira bu anlayışın oluşturduğu topluluklarda derdinizi paylaşacak insan bulmanız mümkün mü? Herkes hayatın tadını çıkarmak isterken sizin dertlerinize kim ortak olacak?

Halbuki bu kutsal müessesede birbirimizin dertleriyle birlikte ilgilenip birlikte ağlasak, birlikte gülsek… Mutluluklarımız çoğalıp dertlerimiz azalmaz mı?

Neden işin bencilliğine ve kolaycılığına kaçarak;zamanın acımasız çarkları arasına karışıp kendimizi o sistemde yok olmaya bırakıyoruz?

Neden hep eleştirip yerden yere vurduğumuz modern çağın marazlarına bu kadar kolay teslim oluyoruz?

Varsa eşlerimizle aramızda problemlerde ilk adımı atan biz olalım.
Unutmayın; “O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever. “ (Ali İmran. 134)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.