Anne Baba Aile

Kaliforniya Sendromunun Toplumsal Etkileri

Önce fertleri ele geçiren sendrom, zamanla yaygınlaşıp, sosyal bir kansere dönüşmüş özellikle batı toplumunu bir uçurumun kenarına getirmiştir. Nihayetinde, insanlığa yön verecek kadar güçlenen bu bakış açısı, maalesef asrımızın hastalığı halini çoktan almış ve küresel bir boyut kazanmıştır. Asrımız insanı artık bir hiç uğruna yaşarken büyük bir boşluk içerisinde kendisini ölü gibi hissetmektedir. Yaşadıkları metropollerin büyük gökdelenleri mezar taşlarını; yalnız yaşadıkları pahalı evleri ve tek başına gezdikleri lüks arabaları da canlı canlı gömüldükleri mezarlıkları andırmaktadır.

Erkeklerde iş başarısı, kadınlarda fiziksel güzellik var olduğu müddetçe sahte dostlarla insanlar hayattan alabildiğince lezzet almaya çalışmakta ama doyuma ulaşamamaktadır. Doyumsuzluk zamanla sıra dışı sapkın anlayışlarla tatmin aramaya kendilerini itmekte ve kısa zamanda peşinden koşulan anormal yaşam tarzı hayata hâkim olmaktadır. Madde kullanımı, sadizm, mazoşizm, anormal cinsel birlikteliklerle ruhlardaki boşluğu doldurmaya çalışan bu aykırı anlayış; özellikle gençlerde şiddete ve suça eğilimli bir yapı oluşturmaktadır. İş başarısı ve fiziksel güzellik kaybolduğunda etrafındaki sahte dostlar alabilecekleri bir şey bulamadığında bu bencil insana tahammül etmek istememekte ve kendisini yalnızlığa terk etmektedirler.

Kişi menfaate dayalı kuru kalabalık bir anda kendisini yalnız bıraktığında yıllardan beri süregelen hatalı davranışın farkına varmakta ama artık iş işten çoktan geçmiş olmaktadır. Bu insanlar zamanla yalnızlığı kabullenip mutsuzluk deryalarına yelken açmakta “madem beni seven ve bana değer veren yok, ben de kendi kendimi seveyim, kendi kendime değer vereyim” diyerek sevgi ihtiyacını kendisi karşılamaya çalışmakta, bu vesileyle zaten içinde bulundukları narsizmi daha da derinleştirmektedirler. Fakat kendi yalnızlığını telafi adına alınan bu geçici tedbirler fayda vermemekte, son nokta; muhakkak kaçışı olmayan depresyon olmaktadır. Bedenleri için yaşayan ve vücutlarının iflası ile artık hayatı yaşanmaz olarak tanımlayan bu kesim, bir zamandan sonra yaşamanın bir manası kalmadığını da inanmakta ve intiharı tabi bir son olarak düşünebilmektedir.

Özellikle ülkemizin sahil kesimi bu sendromun gelişmesine müsait bir yapıya sahiptir. Etiler ve Bağdat Caddesi gençliği, Nişantaşı fenomeni konumuzun Türkiye’deki bilinen yansımalarıdır. Kolay,hızlı ve zahmetsiz bir şekilde hedeflerine ulaşan maddi ve bedensel lezzetlerden başka lezzet tanımayan ve dünyanın kendi etrafında döndüğüne inanan bu insanlar, maalesef medyamız tarafından da milletimize bireridololarak empoze edilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.