Anne Baba Aile

Kültürümüz ve Medeniyet Seviyemiz

Medeni toplum kendi bireyleri arasında iletişimi ve sevgiyi sağlamış toplumdur. Böyle bir toplumda milletin fertleri bir vücudun organları ve hücreleri gibidirler. Nasıl ki ayağı yaralı, acı çeken bir insan en sevdiği yemeği yese bile yemeğin lezzetini dil, diğer uzvun çektiği acının gölgesinde hakiki manada alamazsa bir toplumda da insanlar birbiriyle irtibatlı ve diğerinin sevincine de üzüntüsüne de derinden ortak olamazlarsa medeniyet çizgisini yakalayamazlar. İnsanların yalnızlaştığı kendisini küçücük dairelere kilitleyip sürekli somurtarak hayatını tek başına devam ettirdiği bir yaşam tarzının medeniyet olarak algılanamayacağı açıktır.

Kültürel dinamiklerimiz anne baba dışındaki kan bağı olan yakınlarımızı da ihmal etmememizi, onlarla da vefalı bir akraba olarak ilgilenmemizi ve yalnızlığa mahkûm etmememizi bizim istek ve imkânlarımıza bırakmamış, sıla-i rahimi emrederek sürekli yakınların ziyaretlerinde bulunulmasını hal hatırlarının sorulmasını ve ihtiyaçlarının en yakınları tarafından karşılanmasını sağlamıştır.

Kültürümüz, toplumların çok zaman ihmal ettiği maddi olarak ta alt tabakada bulunan kimsesiz ve yetimleri de unutmamıştır. Kimsesiz ve yetimlerin ihtiyaç duyduğu tek şeyin karnının doyurulması olmadığını söylemiştir. Onların psikolojik ihtiyaçlarını da hatırlatmış, değerli olduklarını hissetmelerini sağlama adına onlara gösterilecek şefkatin ve merhametin önemi devamlı hatırlatılmıştır. Kimsesiz ve yetimlere sahip çıkmanın Allah indindeki önemini sürekli tekrar edip bu önemli vazifeye toplumun her ferdini istisnasız memur kılmıştır.

Yaşlı insanların bakımında evlatların sorumluluğunu sürekli hatırlatan ömürlerinin ahir deminde evlat ve torun sevgisinden mahrum bırakılmamaları gerektiğini söyleyen kültür yapımız, bu tavrıyla günümüzdeki insanların yalnızlığa terk edildiği huzur evlerine de, yıllar öncesinden bir nevi göndermede bulunmuş anne babayla beraber bütün yaşlı insanlara sahip çıkmanın aslında bir insani vecibe olduğunu hatırlatmıştır. Son yıllarda yapılan araştırmalar erken bunamada uyaransız kalmanın yani yalnızlığın çok önemli yıkım meydana getirdiğini, torun ve evlatlarıyla birlikte ömür süren insanlarda bunamanın daha geç yaşlarda oluştuğunu ortaya koyarak bu konuda gösterilen hassasiyetin doğruluğunu teyit etmiştir.

Günümüzde aynı apartmanı paylaşan, sesleri, solukları, hatta pişirdikleri yemeklerin kokusu birbirine karışan ama birbirinin dünyasından bihaber yaşayan insanlara yaptıkları hatanın büyüklüğünü haykırırcasına, kültürümüz komşuluk anlayışını yüceltmiş, komşusunun çekmiş olduğu sıkıntıya ortak olmamanın hesaba çekilecek bir sorumsuzluk olduğunu belirttikten sonra Allaha yakın olmanın şartlarından bir tanesinin de iyi komşu olmak olduğunu bildirmiştir. Komşuluk ilişkilerinin gelişmişliğini medeni olmakla eşdeğer tutup İnsanların komşusuyla arasındaki ilişkinin olması gereken derinliğini ifade adına “neredeyse birbirinize varis olacaktınız‟ diyerek toplumu büyük bir aile olarak kabul ettiğini ve aile fertlerinin bir elin parmakları gibi olması gerektiğini savunmuştur.

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.