5 Etkili Yöntem ile Baş Ağrısından Kurtulma

Kimi zaman yoğun iş temposu, kimi zaman trafikte bitmek bilmeyen bekleyiş gibi bizi stres altına alan durumların faturası çoğu zaman yaşam kalitemizi etkileyen “gerilim tipi baş ağrısı” oluyor!

Tabii uykusuzluk veya az su içmek gibi hatalı alışkanlıklarımızın tetikleyici rolünü de unutmamak gerekiyor. Yaşam kalitemizi olumsuz yönde etkileyen bu baş ağrısından günlük yaşam alışkanlıklarında düzenlemeler yaparak korunmamız mümkün.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Aylin Öztürk Yavuz baş ağrısından korunmak için almanız gereken 5 önlemi şöyle sıralıyor:

1-Ilık havluyu şakaklarınıza koyun

Ilık havlu ya da bir beze sarılmış buz kalıpları alın, şakak ile boyun bölgesine yerleştirerek bir süre bu şekilde tutun. Ardından aynı işlemi 20 dakika arayla 3 kez tekrarlayın.

2-Gevşeme terapilerinden faydalanın

Gevşemek demek, televizyon karşısında koltuğa uzanmak değildir. Derin nefes alma, davranış terapileri ile akupunktur gibi gevşeme terapileri beyindeki serotonin düzeyini arttırıyorlar. Bu sayede baş ağrısından korunmada etkili oluyor.

3-Ne az, ne fazla uyku

Uyku eksikliği her türlü ağrı için tetikleyici oluyor. Uyku düzeninizi; vücudun ihtiyacı olan bir erişkin için günde ortalama 6 saatten daha az uyumamak ve 10 saati de aşmamak şeklinde düzenleyin.

4-Duruşunuza dikkat edin

Düzgün bir duruş, özellikle kasların gerginliğini alarak ağrıyı azaltmaya yardımcı olabiliyor. Ayakta iken omuzlarınızı geriye ve yukarıya doğru itip, karın ile kalça kaslarınızı içe çekerek bu postürü sağlayabilirsiniz. Otururken de vücudunuzun dik olmasına ve başınızı öne doğru eğmemeye özen gösterin.

5- Öğün atlamayın

Alınan gıdaların türünden çok, öğün atlamak, bir başka deyişle uzamış açlık, baş ağrısını tetikleyebiliyor. Bu nedenle ara öğünlerle birlikte günde 5-6 öğün beslenmeyi ihmal etmeyin

Şeker Hastalığı Belirtileri Nelerdir.

Şeker hastalığı kan şekerinin çok yüksek olması sonucunda meydana gelen ve kronik olan bir hastalıktır. Şeker hastalığı sadece ülkemizde değil aynı zamanda dünyada da oldukça yaygın olan bir hastalıktır.

Şeker hastalığı, kişi vücutta glukozu enerjiye dönüştüremediği zaman ortaya çıkmaktadır.

Glukozun enerjiye dönüştürülebilmesi de pankreastan salgılanan insülin hormonunun yardımı ile gerçekleşmektedir. Eğer insülin salınımı az olursa ya da olmazsa glukozda kanın içinde kontrolsüz olarak yükselir ve bu durumda şeker hastalığının ortaya çıkmasına neden olur.

Bu durum genelde çocuk ya da 40 yaş altı yetişkinlerde görünmektedir. Tip 1 durumunda pankreas yeterli bir şekilde insülin üretememektedir. Bu yüzden de bu hastalık insülin iğneleri ve özel diyetler ile tedavi edilmektedir.

İnsüline Bağımlı Olmayan Şeker Hastalığı (Tip 2)

Neredeyse şeker hastalarının %90’ı bu türdeki hastalığa sahiptir. Tip 2 şeker hastalığında insülin üretilmekte fakat vücut için yeterli dozda olmamakta ya da vücudun glukozu kullanma özelliği zayıflamış olmaktadır.

Bu hastalık türü genellikle 40 yaş üzeri ve fazla kilolu yetişkinlerde görülmektedir.

Bu hastalığın tedavisinde diyet ile egzersiz ya da diyet ve tabletler, bazı durumlarda ise insülin iğneleri takviyesi ile tedavi uygulanmaktadır.

Eğer siz 50 yaş üzerinde ve kilo fazlasına sahipseniz ayrıca ailenizde de bu hastalıkta olan kişiler var ise sizinde bu tipteki şeker hastalığına yakalanma riskiniz var demektir.

Şeker Hastalığının Belirtileri Nelerdir?

Şeker hastalığının belirtileri arasında aşırı bir şekilde susama, çok sık bir şekilde idrara çıkma, sürekli olarak açlık hissetme, kilo kaybı, ağızda kuruluk, ciltte kuruluk, görmede başlayan bozulmalar ve dolaşım bozuklukları sayılabilmektedir.

Şeker Hastalığı Nelere Yol Açabilir?

Şeker hastalığı en başta kalp ve damar hastalıklarına, kalp krizine, felce, böbrek yetmezliğine, körlüğe ve en kötüsü de komaya neden olabilir.

Kan Şekeri Düzeyini Korumak İçin Neler Yapılmalı?

En başta elenmemiş olan undan yapılan makarna ya da ekmek, patates, esmer pirinç türünde nişastalı besinler tüketilmelidir.

Alış verişlerde besinlerin tahılların ve unların özel bir işlemden geçmemiş olmasına özen gösterilmelidir.

Meyve aşırı olmamak şartı ile lift bakımından zengin sebze ile meyveler bolca yenmelidir.

Şekerli içeceklerden uzak durulmalıdır.

Alkol alırken ölçüye dikkat edilmelidir. Örnek olarak bayanlar 2 birim, baylar ise 3 birim alkolü günlük olarak geçmemelidirler. (1 birim alkol demek 250 ml biraya eş değer bir ölçüdür.)

Şeker hastası olan kişiler düşük glisemik endekse sahip olan besinler ile beslenmelidirler.

Çünkü yüksek glisemik endekse sahip olan gıdalar zaten rahatsız olan pankreası daha çok yorar.

Unutmayın!

Glukoz aslında vücudun yaşam yakıtıdır ancak kanın içerisinde aşırı bir şekilde yükseldiği zaman damarlarda bulunan proteinlere, damarlara, beyne, gözlere, sinirlere ve bacaklara zarar vermeye başlar ve kalp damar hastalıklarına davetiye çıkartır

Yüzünüzü Sabahları Birde Böyle Yıkayın

Sabahları güne başlarken yüzünüze soğuk su değdirmeyenlerdenseniz bu alışkanlığınızdan bir an önce vazgeçmenizde fayda var. Çünkü sağlıklı bir cildin vazgeçilmezi, yüzünüzü soğuk su ile yıkamak.

Yaz ya da kış ayırtetmeksizin cildinizi sıcak sudan uzak tutmanız gerekiyor. Uzmanlara göre sıcak su cilde oldukça zararlı ve özellikle duşta sıcak su kullanmak ve suyun şiddetle yüze akması cilde büyük zarar veriyor. Bu yüzden de yüzünüzü soğuk su ile yıkmanız öneriliyor.

Avustralyalı dermatoloji uzmanı Kaye Scott, her gün duşta sıcak su ile yüz yıkamanın sakıncalarını “Sıcak duş, yanaklardaki kırılgan kılcal damar ağlarını etkileyerek yüzde görünür, bozulmuş cilt koşullarına yol açıyor” diyerek özetliyor

Balığın Yanında Roka Yemeyin

Kalp damar hastalıklarına karşı koruyucu etki gösteriyor. Kemiklerin erimesini önlüyor.Zihni açarak hafıza kaybı ile unutkanlığa karşı etkili oluyor. Saçları ve cildi besliyor. Keskin gözler için de birebir… Balığın faydaları aslında saymakla bitmiyor. Sağlığımız üzerinde bu denli önemli rol oynadığı için de uzmanlar her fırsatta balığın haftada en az 2 gün soframızda yer alması gerektiğine dikkat çekiyor! Ancak balığın bu özelliklerinden en etkili şekilde faydalanabilmek için de; tazeliğinin nasıl anlaşılacağından pişirme yöntemine, yanında neler tüketilmesi gerektiğinden nelerden kaçınılması gerektiğine kadar birçok noktaya da dikkat etmek gerekiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Kamuran Diğdem Özkahya, balık tüketmenin püf noktalarını anlattı.

Adeta şifa deposu

Balık doymamış yağ içeren omega 3 ‘ten zengin bir besin. Omega 3 yağ asitleri de kalp damar hastalıklarına karşı koruyucu etki gösteriyor. Öyle ki 85 bin menopoz sonrası kadın üzerinde yapılan bir araştırmada; haftada 5 ve daha fazla balık tüketenlerde hiç balık tüketmeyenlere göre kalp krizi gelişme riski yüzde 30 daha az bulunmuş. Balık içerdiği omega 3 sayesinde de zihni açarak hafıza kaybı ve unutkanlığı önlüyor. Omega 3 aynı zamanda beyin ve sinir sistemini de olumlu yönde etkiliyor. Fosfor ile A vitaminden zengin olması gözde meydana gelen dejenerasyonları önlüyor. Balık aynı zamanda içerdiği kalsiyumla kemik kaybını da önlüyor. Protein içeriği açısından iyi bir kaynak olan balık doygunluk hissi de veriyor.

Balığın yanında roka yemeyin
Halk arasında “kemik erimesi” olarak bilinen osteoporoz, tedavi edilmediğinde omurga, kalça ile el bileklerinde ciddi kırıklara ve şiddetli ağrılara neden olabiliyor. Bu yüzden kemik kaybına yol açan faktörlerden kaçınmak çok önemli. Bunun bir yolu da, balığın yanında roka yememek! Beslenme ve Diyet Uzmanı Kamuran Diğdem Özkahya, rokanın içeriğinde bulunan yüksek demirin balıkla birlikte yendiğinde kalsiyumun emilimini azalttığı uyarısında bulunarak, “Dolayısıyla özellikle kılçığıyla birlikte tüketilebilen küçük balıklardaki kalsiyumun vücut tarafından kullanılması için yanında roka yememeye özen gösterin” diyor.

Üzerine limon sıkın
Limon içerisindeki antioksidanlar ve C vitamini balıktaki omega 3’ün vücuttaki kullanımını arttırıyor. Balığa bir kaç damla limon sıkmak ise balığın zehirleyici etkisi mevcutsa vücuttaki toksik etkisini azaltıyor.

Balık ile yoğurdu birlikte tüketebilirsiniz
Balık bayatsa protein yapısında bulunan histamin miktarı artıyor. Histaminin fazla olması da vücutta toksik etki gösteriyor. Yoğurt proteininde de bulunan histamin bayat balık tüketildiğinde yüksek miktarda olan histamini daha da yükseltiyor. Bu sebepten dolayı da “balığın yanında yoğurt yenmez” deniliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Kamuran Diğdem Özkahya, balık taze ise toksik etki göstermeyeceği için beraberinde, öncesinde veya sonrasında yoğurt ve süt grubu besin tüketmenin hiç bir sakıncası olmadığını belirtiyor.

2. TAZE BALIK NASIL ANLAŞILIR?

Balığın gözüne bakın: Gözü canlı ve dışa doğru bombeli olmalı.
Pullarına dokunun: Pulları canlı ve parlak olmalı. Pulları dokunulduğunda düşmemeli.
Yer çekimine karşı tutun: Balığı elinizle kaldırdığınızda kuyruğu sarkmadan dik bir şekilde duruyorsa, o balık tazedir.
Solungaçları kontrol edin: Balığın kırmızı canlı solungaçları taze olduğunun bir göstergesidir.
Koklayın: Balığın deniz kokması, taze olduğuna işaret sayılabiliyor.
Bastırın: Fleto edilmiş balık etine elinizi bastırdığınızda deri kendini eski haline getiriyorsa, bu taze olduğu anlamına geliyor.

3. NASIL PİŞİRMELİ?

Proteinleri öldürene kadar pişirmeyin
Proteinler ısı ile denatüre oluyor. Bir başka deyişle balıktaki proteinin vücudunuz için bir yararı kalmıyor. Bu nedenle ızgara ya da fırında pişirme yöntemleri gibi daha sağlıklı pişirme tekniklerini kullanırken balığı hafif sulu kalacak şekilde, çok kızartmadan pişirme işlemini tamamlayın.

Şekerli, kremalı, soyalı soslar kullanmayın
Balık tek başına lezzetli bir besin. Şekerli, kremalı, soyalı soslar yerine limonlu ve sebzeli garniler ile birlikte fırın poşetinde pişireceğiniz balıklar daha sağlıklı ve lezzetli olacaktır.

Buhar yöntemini tercih edin
Protein ve yüksek ısı ile kayba uğrayan vitamin ile mineraller pişirme suyuna geçmeyip balıkta kalacağı için balığı buhar yöntemiyle pişirin. Tercih küçük balıklardan yana olunca daha çok uygulanan bir pişirme yöntemi olan kızartma daha sık kullanılıyor. Bu nedenle küçük balıklar yerine büyük fleto balıkları tercih edebilirsiniz.

4. HANGI BALIĞI TERCİH ETMELİ?
Omega 3’ten zengin balıklar
Balık denildiğinde beslenme açısından akla iki şey geliyor; protein ve omega 3. Dolayısıyla protein kalitesi ve omega 3 miktarı daha yüksek balıkları tercih etmeniz sağlığınız açısından daha faydalı olacaktır. Uskumru, tuna, sardalya, somon ile hamsi, lüfer omega 3 açısından zengin balıkları oluşturuyor.

Kalsiyumdan zengin balıklar
Kalsiyum ve D vitamini birbirlerinin emilimlerini olumlu yönde etkiliyor. Balıklar doğal olarak D vitamini içeriyor. Bu nedenle balıklardan alacağımız kalsiyum bizim için değerli oluyor. Sardalya, somon, uskumru, hamsi, morino, turna, ringa ile levrek kalsiyumdan zengin balıklar arasında yer alıyor.

Demir içeriği yüksek balıklar

Demir eksikliği kilo kontrolünün sağlanmasında büyük bir engel oluşturuyor. Hamsi ve mürekkepbalığı demir içeriği yüksek balıkları oluşturuyor.

Çocuklardaki kulak akıntısı ciddi hastalık belirtisi olabilir

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Murat Turhan, çocuklardaki kulak akıntısının bazen bir hastalık belirtisi olabileceği için dikkat edilmesi gerektiğini söyledi: Akıntı sarı renkte ya da kanlı ise, kulağa alınan bir darbe sonrası başladıysa, 5 günden fazla sürmüşse, ciddi ağrı varsa, ateş ve baş ağrısı eşlik ediyorsa, işitme kaybı ve baş dönmesi varsa önemlidir.

Tahriş, travma, yabancı cisim, bakteriyel enfeksiyon, mantar enfeksiyonu, alerjik (egzama) ve kolesteatom (kulak zarı ve kemikçiklerde erimeye yol açan hastalık) nedeniyle kulak akıntısı olabilir. Bu yüzden çocuklarda kulak akıntısının ayrımını iyi yapmak önemlidir, tedavi seçenekleri de farklıdır. Çocuklarda özellikle tek taraflı kulak akıntılarında yabancı cisim akla gelmelidir. Yüksek basınca bağlı oluşan travmalar ise kulak zarı delinmesine ve daha sonra eklenen enfeksiyona bağlı olarak kulak akıntısına neden olabilir. Uçak yolculukları küçük çocuklarda bu açıdan önemlidir.

KULAĞA YABANCI CİSİM SOKMAYIN

Dış kulak yolunda bulunan salgı bezlerinin dış kulak yolunun temiz tutulması için sarı- kahverengi renkte, kulak kiri olarak adlandırılan koyu kıvamlı bir salgı salgıladığını kaydeden Doç. Dr. Murat Turhan, bunun normal bir durum olduğunu, bunu temizlemek için kulak çubuğu, kibrit, tığ gibi herhangi bir cismin kulağa sokulmaması gerektiği uyarısında bulundu. Doç. Dr. Turhan, ayrıca kulak içine sokulacak cisimlerin dış kulak yolundaki küçük tüycüklere hasar vererek, doğal kulak kirinin akışını bozduğunu ve birikerek dış kulak yolunu tıkayabileceğini hatırlattı.

DOKTORA BAŞVURULMALI

Yabancı cisimle yaralanma, gürültü ve basınç değişikliği, kafa travması veya şüpheli kanama problemlerinde doktora başvurulması gerektiğini belirten Doç. Dr. Turhan, “Basit tıbbi müdahale ile düzelmeyen kulak zarı yırtıklarında operasyon ihtiyacı doğabilir” dedi. Yine çocuklardaki kulak egzamasının hemen hemen her zaman alerjiden kaynaklandığını, şiddetli olduğu durumlarda enfeksiyon eklenebildiğini ve antibiyotik ihtiyacının ortaya çıktığını dile getirdi.

İŞİTME, DİL VE ZEKA GELİŞİMİNDE ÖNEMLİ

Çocukluk çağında dil ve zeka gelişiminde işitmenin çok önemli olduğuna işaret eden Doç. Dr. Turhan, bu nedenle çocuklarda özellikle iki taraflı işitme kayıplarının gözden kaçırılmaması gerektiğini vurguladı. Doç. Dr. Turhan, orta kulak enfeksiyonlarının kulağa komşu organlara yayılarak yüz felci, kalıcı işitme kayıpları, denge bozuklukları, menenjit, beyin apsesi gibi hastalıklara yol açabileceğini de anımsattı.

Ayva Maskesi İle Cildinizdeki Tüm Problemlerden Kurtulun

Yüzünüzdeki izlerden, renk bozukluklarından ve sivilcelerden şikayetçiyseniz ayva maskesi tam size göre!..

Pürüzsüz ve lekesiz bir cilt için avuç dolusu para harcamanıza gerek yok. Doğadan gelen şifa ile değme cilt bakım ürünlerine taş çıkartacak sonuçlar elde edebilirsiniz. Mesela antioksidan özelliği ile bilinen ayvanın çekirdekleri cilt için son derece şifalı. Uzmanlara göre sağlıklı bir cilt için doğal yollarla yapılan bakımın yanında dengeli beslenmek ve stresten uzak durmak da önemli.

Ayvaçekirdeği Kremi

Yarım kilo ayva çekirdeğini 1 bardak suda hafif haşlayıp kapalı bir şişeye koyun ve 5 gün bekletin. Dolaba koymayın. 5. günün sonunda karışımın suyunu süzün ve geceleri yüzünüze sürüp kuruyana kadar bekletin. Kuruduktan sonra yıkamayın ve üzerine kantaron yağını parmaklarınızla masaj yaparak sürün.

Ayvaçekirdeği kremi kırışıklıklara iyi gelir ve kırmızı renkteki kantaron yağı cildinizi yeniler. Dikkat etmeniz gereken nokta ise güneşe çıkmayın, çünkü yüzünüz hassaslaşacaktır.

Ayvaçekirdeği Kremi 2

Ayva çekirdeği ile kusursuz bir cilt için 7-8 tane ayva çekirdeğini çıkartıp 1/2 çay bardağı ılık suda, ağzı açık şekilde 1 gün bekletin. Jölemsi kıvama gelince yüz , boyun bölgesine sürün ve 20 dakika cildinizde bekletin.

Cildinizdeki lekelerin yok olduğunu ve cildinizin sıkılaştığını göreceksiniz. Ayrıca . Eğer hassas bir cilde sahipseniz ve cilt bakım ürünlerine döktüğünüz paralarının cildinize herhangi bir geri dönüşümü olmadıysa, doğallıktan yanaysanız bu maskeyi kullanmalısınız. Ayva çekirdeği maskesi ile aknelerinizdeki belirgin düşüşe de şahit olacaksınız.

Bel ağrısının akıllara hiç gelmeyecek nedeni

Uzmanlar, yetişkinlerin yüzde 80’inde, yaşamlarının bir döneminde önemli derecede bel ağrısı olduğu tespit edildiğine dikkat çekti. Bel ağrısı, işgücü kaybına neden olan ve günlük hayatı etkileyen önemli sağlık sorunu olduğu hatırlatan uzmanlar, bel ağrısının birçok sebebi olabileceği ve bel ağrısı olanların yüksek topuklu ayakkabı giymemesini önerdi.

Belinde sorunu olan kişilerin uyması gereken kurallarla ilgili bilgi veren Acıbadem Kayseri Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Emin Dişli, bel ağrısının bir hastalık olmadığını ifade etti. Dr. Emin Dişli, “Belde hissedilen ağrı farklı hastalıkların sonucunda görülebilen bir belirtidir. Dolayısıyla bel ağrısı farklı nedenlerden kaynaklanabilir. Örneğin kireçlenme, fıtıklar, beldeki mekanik zorlanmalar, omurgayı tutan romatizmal hastalıklar, iltihabi bazı hastalıklar, kemik erimesi, kanser, yumuşak doku zedelenmesi veya iç organlardan kaynaklı bazı hastalıklar bel ağrısı belirtisiyle karşımıza çıkabilir. Bu nedenle belinde uzun süreli geçmeyen ağrısı olan kişiler daha fazla beklemeden uzman bir hekime başvurmalıdır” dedi.

“Belinde sorunu olan kişiler her şeyden önce hareketsiz kalmamalıdır” diyen Dr. Emin Dişli, şu uyarıda bulundu: “Hareketsiz bir yaşam tarzı, tüm vücudu olduğu gibi belimizi de kötü etkiler. Sırt kaslarının güçlü ve esnek olmasını sağlamak için düzenli egzersiz yapılmalıdır. En uygun sporlar ise yüzme ve bisiklet sürmektir.”

Dr. Emin Dişli, belinde sorunu olan hastaların uyması gereken kuralları ise şöyle sıraladı:

* Diz seviyesinden aşağıya veya ayağınızın yere temas etmeyeceği oranda yüksek yerlere oturmayın.

* Otururken belinizin arkasını ufak yastıkla destekleyin.

* Kesinlikle yere yatmayın.

* Yere eğilirken belinizden değil, diz ve kalçalarınızdan bükülün.

* Yerden bir cisim kaldırmak gerekirse belinizden eğilmeyin, dizinizden ve kalçanızdan bükülün yani çömelin, cismi gövdeye yaklaştırıp bu şekilde doğrulun.

* Ağırlık taşırken iki elinize eşit yük alın ya da gövdenize yakın iki elle taşıyın.

* Yatağa yatarken; önce yatağa oturun, bacaklarınızı karnınıza doğru çekerek, yan yatın ve sonra sırt üstü dönün (yataktan kalkışta da tam tersini uygulayın).

* Bir cismi itmek veya çekmek gerekirse öncelikle bundan kaçının, eğer mutlaka yapmak gerekiyorsa itin.

* Yukarıdan bir cisim almak gerekirse uzanmayıp, ayaklarınızın altına bir merdiven veya tabure koyup öyle alın.

* Yüksek topuklu ayakkabı kullanmayın.

* Kiloluysanız mutlaka kontrollü bir şekilde kilo verin.

* Sigara içmeyin.

Limonlar aşkına! Cilt bakımında mucize yöntem

Mutfağın olmazsa olmazlarından limonun cilt bakımındaki faydalarını biliyor musunuz?

Siğiller için limon

Siğillerden kurtulmak için her şeyi denemenize rağmen başarı elde edemediyseniz bir de şunu deneyin. Bir pamuğu bolca limon suyuna batırın ve siğilin üzerine bastırın. Bu işlemi limon suyunun asidi siğili tamamen eritinceye kadar her gün düzenli olarak yapın.

Yaşlılık lekelerini azaltın

Yaş ilerledikçe ciltte ortaya çıkan lekeleri ve çilleri kapatmak için özel kremler satın almadan önce cildinize limon suyu sürün ve on beş dakika bekletin. Ardından yıkayıp temizleyin. Limon suyu cilt bakımı için güvenli ve oldukça etkilidir.

Cildinizdeki pürüzleri yok etmek için de limon suyundan faydalanabilirsiniz. Aynı zamanda ciltteki siyah noktaların üstüne akşamdan limon suyu sürüp ertesi gün temizleyip çıkarabilirsiniz.

Kepek tedavisinde

Kepekten dolayı rahatsızlık duyuyorsanız, hemen dolaptan bir limon alıp iki çorba kaşığı kadar suyunu sıkın. Bu suyla saç diplerine masaj yapın ve saçlarınızı tekrar bununla yıkayın. Bu yöntemi kepekten kurtuluncaya kadar her gün tekrarlayın.

Ölü Deriden Kurtulun

Cildinizdeki ölü hücrelerden kurtulmak için yine limondan yararlanabilirsiniz. Kestiğiniz yarım limonu yarım çay kaşığı şekerin üzerine koyun ve şekeri iyice emmesini bekleyin. Şekerli limon yarısını hafifçe yüzünüzde gezdirdikten sonra ılık suyla durulayın. Bunu cildiniz doğal parlaklığına kavuşana kadar her akşam yapabilirsiniz.

Kırışıklıklara Karşı

Limon suyunun cilde faydaları arasında sayabileceğimiz bir diğer kullanım şeklide kırışıklıklara karşı hazırlayabileceğiniz maskedir. Kırışıkların görünümünü azaltmak için bir çay kaşığı organik bal, 3-4 damla limon suyu ve 1-2 damla baden yağını karıştırın. Bu karşımı yüzünüze sürüp 20 dakika beklettikten sonra ılık suyla yıkayın.

Sorunsuz Bir Hamilelik Dönemi İçin Bu Yiyeceklerden Uzak Durun

Gebelik döneminde hem annenin hem de bebeğin sağlığı için dikkat edilmesi gereken en önemli unsurlardan biri yeterli ve dengeli beslenme.

Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hayrettin Mutlu, “Anne adayları beslenmek için bütün sıkıntıların geçmesini bekliyor. Fakat bu süre zarfında bebek yeteri kadar beslenemiyor. Gebelikte beslenmeyi olumsuz yönde etkileyen en önemli üç etken; bulantı-kusma, kabızlık ve mide ekşimesidir. Genellikle ilk 3 ayda görülen bu problemler bazı gebeliklerde daha da uzun sürebiliyor. Bu süreçte annenin ve bebeğin sağlığını korumak için yeterli ve dengeli bir menü oluşturmak gerekiyor.” diyor.

Mutlu, “Anne adayları hamilelik sürecini daha sorunsuz geçirebilmek için yağlı ve baharatlı yiyecekler tüketmemeli. Yemekle birlikte kesinlikle su içmemeli ve yemeklerden sonra mutlaka uzanarak dinlenmeliler. Midenizi boş bırakmayın, gün boyunca azar azar ve sık aralıklarla beslenin. Yatmadan önce, kuru yiyecekler, meyve veya bir bardak süt içmek de mide problemlerinize iyi gelecektir. Öğünlerinizde mutlaka kolay sindirilebilir karbonhidratları kullanın.” diye konuşuyor.

Ağız kokusunu yenmenin en kolay yolu

Uzmanların, bir çok kişinin sosyal hayatını etkileyen hatta ilişkilerini kabusa dönüştüren ağız kokusuyla ilgili verdiği tavsiyeler bu sorunu kabus olmaktan çıkarıyor.

1-Dişlerinizi fırçalarken mutlaka dilinizi de fırçalayın. Fırçayı dilin arka kısmından öne doğru bastırmadan süpürme hareketi yaparak temizlemeliyiz. Dilimizi kanatmadan, incitmeden nazikçe temizlemeliyiz.

2-Doğru diş fırçasını seçin. En uygun fırça orta sertlikte ve fırça başı küçük olanıdır. Fırça başı küçük olursa arka dişlere daha kolay ulaşırız, bulantı refleksini azaltmış oluruz.

3-Diş macunu seçerken flüorür içerikli olanını tercih edin. Her seferinde farklı bir marka alın. Böylelikle içindeki aşındırıcılar şekil ve boyut olarak her seferinde değişir ve aynı yönde bir aşınma oluşturmaz. Bu da dişlerimizin zarar görmesini engeller.

4- Macununuzu diş fırçasını ıslatmadan sürün. Macunu mercimek büyüklüğünde sıkın. Fazla macun kullanılması ağızdaki ferahlığı arttıracağından dişler tam olarak temizlenmeden fırçalama işlemini bitirmemize neden olur.

5-Fırçalama işlemi de kesinlikle sağdan sola yatay yönde yapın. Yatay fırçalama diş minesini aşındırır, hassasiyeti arttırır, dişlerde renk değişikliği yapar, diş etlerinin çekilmesine sebep olur. İlerlemiş vakalarda kama şeklindeki defektler oluşur.

6-45 derecelik açıyla diş etinden dişe doğru dairesel hareketler yaparak dişler ön yüzlerinden fırçalanmaya başlayın.

7-Diş ipi kullanın. Günde bir kez diş ipi kullanmak; diş lekeleri, tartar, diş taşı oluşumunu da büyük oranda önler.