Çocuklarınız Dersler Arasında Kaybolmasın

“Okul dersleriyle birlikte sınavı nasıl birlikte götürebilirim?”, “Çalışmaya nereden başlamalıyım?”, “Hazırladığım ders çalışma programına bir türlü uyamıyorum, hep aksatıyorum. Ne tavsiye ediyorsunuz?” Bu sorulara hiçbirinizin yabancı olmadığını düşünüyorum. Neden mi? Çünkü yukarıda verdiklerim, öğrencilerin uzmanlara en sık sorduğu sorular. Peki, ders çalışma programı hazırlarken nelere dikkat etmeliyiz?

Neden planlı çalışmak gerekiyor?

Descartes’e göre “Plansız çalışan bir kimse, ülke ülke dolaşıp hazine arayan bir insana benzer.” Plansızlık dikkatsizliğe, yorgunluğa, bitkinliğe, isteksizliğe ve dalgınlığa neden olur. Bu durum öğrencilerde psikolojik baskı, kararsızlık, çalışmaya motive olamama ve verimsiz çalışma gibi olumsuz birçok sonuca yol açar. Başarılı olan insanların hayatlarını incelediğimizde karşımıza çıkan temel nokta belli bir plan ve program dâhilinde çalışmış olmalarıdır. Neye, ne kadar zaman harcayacağını bilmek, hem zamanı planlamak hem enerjiyi doğru kullanmak hem de hedefe konsantrasyonu devam ettirmek açısından çok önemlidir. Öğrenci bu sayede çalışma maratonunda yolun neresinde olduğunu, hangi zaman diliminde nerede olması gerektiğini, enerjisini en doğru ve verimli şekilde nasıl kullanacağını bilir. Programlı çalışma aynı zamanda zihinsel dağınıklığı da ortadan kaldırır. Öğrencinin kısa vadeli hedefler belirlemesine ve bu sayede uzak hedefe istenilen sürede varmasına imkân verir.

Kendini tanıma çok önemli

Çevrenizde çok çalıştığını, ama bu çalışmanın verimini elde edemediğini söyleyen öğrencilerle çok karşılaşmışsınızdır. Bu tipteki öğrencilerin genel özelliği kendilerini yeterince tanımamalarıdır. Doğru bir çalışma programı oluşturulabilmesinin asgari şartı kişinin kendini tanıyor olmasıdır. Her öğrencinin çalışma alışkanlıkları, bilgi birikimi, hedefleri, zayıf ya da güçlü yönleri, zekâ potansiyeli, çalışma koşulları birbirinden farklı. Dolayısıyla herkes için genel geçer bir çalışma programından bahsetmek de doğru olmaz.

Program kim tarafından, nasıl hazırlanmalı?

Şunu hiçbir zaman unutmayın ki sizi en iyi tanıyan yine sizsiniz. Ancak kendinizi tanıyor olmanızla iş bitmiyor. Sizi yakından tanıyan, potansiyelinizden, çalışma alışkanlıklarınızdan haberdar, tecrübeli bir eğitimciden yardım almalısınız. Programın ana iskeletini siz belirlemelisiniz. Hangi derslerde zayıf olduğunuzu, ne kadar uykunun ya da dinlenmenin sizin için yeterli olacağını beraber programı hazırlayacağınız kişiye söylemelisiniz ki uygulamada sıkıntılar çıkmasın. Bünyeniz ne kadarını kaldırabilecekse o kadar saat çalışacak şekilde programınızı düzenlemelisiniz. Daha sonra çalışma saatlerinizi bir süreç dâhilinde artırmalısınız.

Çalışma programı ne kadarlık süreyi kapsamalı?

Hazırlanan program, hedeflenen belli bir döneme ait olmalıdır. Durumunuza göre bu dönem 1 ay ya da daha fazla bir zaman dilimini kapsayabilir. Bünye alıştıkça ders çalışma saatinizi artıracağınızdan dolayı planlamanızda birtakım düzenlemelere gitmeniz gerekecektir. Bunun yanı sıra tatil olan dönemlerde (şubat tatili, bayram tatilleri vs.) çalışma programları yeniden düzenlenmelidir. Bunun dışında liseyi bitiren ve dershaneye giden öğrenciler de bu dönemde dershanelerinin durumuna göre yeni bir çalışma takvimi oluşturabilirler.

Rota Virüsüne Karşı Önleminizi Alın

Dünya genelinde her yıl milyonlarca çocuğu etkileyen rota virüsü kış aylarında daha çok görülüyor.

Özellikle çocukluk çağındaki ishalin ortaya çıkmasındaki en büyük etken olarak bilinen virüs, daha çok 4-24 ay arası çocukları etkiliyor. Fatih Üniversitesi Hastanesi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Esengül Keleş, “Rota virüs daha çok solunum yoluyla bulaşırken dışkı bulaşmış su ve yiyeceklerin tüketilmesiyle de olabiliyor. Vücudun sıvı kaybetmesi sonucu kolayca yayılarak kısa sürede çocuklarda baş dönmesi, ateş ve mide bulantısıyla etkisini gösteriyor. Çocuğa bol sıvı gıdalar verilmeli. Anne sütü ile beslenen çocuklarda anne sütüne devam edilmeli.” diye konuştu.

Sizin Çocuğunuzun Kişilik Analizi Hangisi?

Liderler çoğunlukta (%22)

Ülkemizde çocukların büyük bir bölümü (yüzde 22) lider olmaktan hoşlanıyor. Bu çocuklar, oyunu seçmekten, yönetmekten, kuralları koymaktan ve diğer çocuklara roller biçmekten zevk alıyorlar. İddialı ve zorlayıcılar. Kaybetmeyi sevmiyorlar, ama kararlı oldukları için bununla başa çıkabiliyorlar. Oyun grubu içinde pek çok lider tipli çocuk olduğunda, en düşük uzlaşma skoruna sahip olan çocuğun diğerlerini yönetme olasılığı artıyor.

İşbirlikçi (%18)

İş birlikçi çocuk etkileşime açık, cana yakın ve sosyaldir. Grup oyunlarını sever. İlgi odağı-merkezi olmak veya oyunu yöneten kişi olmak umurlarında değildir. Oyunlar oynanırken ikincil rolleri almaya gönüllüdürler (örneğin, evcilik oynarken anne rolü yerine abla rolü almak gibi). İş birlikçi bir çocuğun arkadaşlarını mutsuz etmemek adına bir oyunu kazanmayı reddederken görebilirsiniz. Neredeyse herkesle iyi geçinip oyun oynarlar.

Hayalci / hayalgücü yüksek (%19)

Hayalci çocuk hayal gücünü kullanarak hareket eder. Uzlaşmacı yönleri yüksek olduğundan bazen bireysel ihtiyaçlarından çok grup oyunlarına odaklanabilir. Meraklıdır ve çok soru sorar. Çevresini keşfetmek hoşuna gider. Genç yaştan, kabul gören gerçeklere meydan okur. İçinden geldiği şekilde hareket eder Aynı anda birkaç oyun arasında kolaylıkla geçiş yapabilir. Diğer çocuklar tarafından kabul edilir ve saygı görür.

Tedbirli (%14)

Tedbirli çocuk kararlıdır ve güvenliği, riske yeğler. Oyun oynarlarken kuralları çiğnemezler ya da yeni kurallar yaratmazlar. Daima bir sonraki adımı sorarlar ve gündemin gidişatını bilmekten hoşlanırlar. Önlemler almayı severler. Kontol en çok bu şekilde ellerinde olduğundan yalnız oynamayı yeğlerler. Genellikle sessiz olurlar ve utangaç olarak algılanırlar. Buna rağmen çok duygusal, merhametli,nezaketli olurlar ve grup oyunu oynanacak ise herkesi oyunun içine beraber oynayacak şekilde dahil etmeye çalışırlar.

Görev Adamı (%13)

Görev Adamı bireysel yetenekleriyle motive olur ve kendisi neyi seçmiş ise onu bitirmek için hareket eder. Başarılarından gurur duyar, görevini, işini bitirmemeyi sevmez. Oyun oynayacağı zaman oyuna hazırlık ve uygulama konularına çok önem verir. Sıradışı düşünmez. Yoktan yeni bir oyunu başlatamaz. Kendisine bir görev verilmesini ve bunu tamamlamayı yeğler. Bireysel olarak oynamayı tercih eder. Bu sayede süreç ve en önemlisi sonuç üzerinde kontrole sahip olur.

Ben Merkezci (%14)

Ben merkezci çocuk, ilgi odağı olmak ister. Uzlaşmacı değildir. Oyun oynadığı zaman grubun değil, kendi bireysel keyif ve memnuniyetine bakar. Duygusal olarak biraz kararsız ve istikrarsızdır. Çok az bir uğraşma ile hemen vazgeçebilir. Kolayca yakınır, sızlanır, yalan söyler ve agresif tavırlar sergiler. İstediklerini elde etmek için ellerinde bulunan tüm araçları kullanır. Grup içinde problem yarattğı için uzun süreli oyun arkadaşı bulmakta zorluk çekebilir.

Tatil Rehavetini Önlemek İçin Öneriler

Psikolog Sevim Buzkan Ertuğrul, anne ve babaların en büyük sıkıntı yaşadıkları yarıyıl tatili ile ilgili uyarılarda bulundu. Çocukların derslerden kopmaması gerektiğini vurgulayan Ertuğrul, “Çocuklarda tatil rehavetini önlemek için mevcut kurallarda değişimler yapılmadan bol kitap okuması ve belli zaman diliminde derslerine zaman ayırması sağlanmalıdır.” dedi.

Yarıyıl tatilinin yaklaşması ile hem öğrencileri hem de anne babaları tatlı bir telaş sardı. Öğrenciler bir dönemin yorgunluğunu 2 haftalık tatille atmayı planlarken, anne babalar da çocukların tatili sadece oyun oynayarak geçirmelerinden yana endişe içinde. Sömestr tatilini çocuğun hem eğlenerek hem de derslerden kopmadan geçirmesi için Acıbadem Kayseri Hastanesi’nden Psikolog Sevim Buzkan Ertuğrul anne-babalara şu önerilerde bulundu:

* Yarıyıl tatilinin belli bir plan çerçevesinde kaliteli geçirilmesi mümkündür.

* Yarıyıl tatilinin verimli geçirilmesi için mutlaka tatil programı hazırlanmalıdır.

* Bu programda ağırlık sosyal aktiviteye ayrılmalı, derslerden kopmamak içinde tekrar planı oluşturulmalıdır.

* Bu dönemde çocuktan okul dönemindeki gibi ders çalışması beklenmemeli, ona dinlenmesi için zaman tanınmalıdır.

* Öğrencilerin bir dönemin yorgunluğunu üzerlerinden atmak için oldukça önemli olan bu tatilin kaliteli geçmesi adına aileler çocuklarıyla beraber zaman geçirmeli, eğlenmelerine izin vermeli, ortak aktiviteler planlamalı, mümkünse yer değiştirerek kısa süreli seyahate çıkılmalıdır.

* Zayıf olan derslerle ilgili konuşulmalı, bunun nasıl çözüleceğine yönelik planlamalar yapılarak, çocuk ikinci yarı yıla hazırlanmalıdır.

* Bunun yanı sıra tatil rehavetini önlemek için mevcut kurallarda değişimler yapılmadan bol kitap okuması ve belli zaman diliminde derslerine zaman ayırması sağlanmalıdır.

Psikolog Sevim Buzkan Ertuğrul, yarıyıl tatili 15 gün de olsa tatil sonrası uyum süreci mutlaka yaşanacağını belirterek, “Çocuğun okula uyum sağlayabilmesi adına zaman tanınmalı, hemen okula adapte olması beklenmemelidir. Okul başarısını çocuğun hayat başarısı gibi görerek sürekli baskı yapan bir anne baba modeli üstlenmek iki taraf içinde yıpratıcı olmaktadır. Bu nedenle çocuğa karşı her dönem ilgili olmak ve planlanmış programın kontrolünü sağlamak hem daha verimli olacaktır hem de baskıcı bir ebeveyn modeli üstlenilmesini önleyecektir. Unutulmaması gereken en önemli nokta çocukların psikolojik ve fizyolojik sağlıklarının her şeyden önemli olduğudur.” diye konuştu.

(CİHAN)

Doğuma Giderken Götürülmesi Gerekenler Nelerdir?

Aylardır beklediğiniz o an git gide yaklaşmıştır ve doğum için sayılı günler kalmıştır artık. Peki hastahaneye giderken bebeğiniz ve sizin için gerekli olan ihtiyaç listesi nedir? İşte sizler için hazırladığımız o liste;

Bu malzemeler önceden bir çantaya hazırlanmalıdır.Doğuma gidiş anında telaş olacağı için önceden hazır olması gerekir.

Bebek için

-İkişer adet atlet

-Zıbın veya badi

-Tulum

-Çorap

-Patik

-Başlık

-Yelek

-Hırka

-Battaniye

-Bebek bezi

-Yumuşak el bezleri(bebeğin ağzını silmek için)

Anne için

-En az iki adet gecelik

-Sabahlık

-Terlik

-Çorap

-Havlu

-Diş fırçası

-Diş macunu

-Deodorant

-Tarak

-İç çamaşırı.

Erken Doğum Belirtileri Nelerdir?

Erken doğum son adet tarihinden sonra 37. haftaya kadar olan doğumları kapsar. Tek çocuk bekleyenlerde yüzde 10 oranında görülürken, ikiz hamileliklerde bu oran artar. 17 yaşın altı ve 35 yaş üstü anne adayları da erken doğum riski ile karşı karşıya.

Her bebeğin 9 ay 10 günü anne rahminde geçirmesi en ideal durumken, her şeye rağmen erken doğumlar oluyor. Tıpta ve son yıllarda ülkemizde yaşanan gelişmelere bağlı olarak artık daha fazla prematüre bebek hayatta kalabiliyor. Bir kaç yıl öncesine kadar prematüre bebekler için yaşam sınırı 27 haftayken, günümüzde bu sınır 24 haftaya kadar indi.Ancak, erken doğan bebeklerin önemli bir kısmı tam hazır olmadan dünyaya gelmelerinin olumsuz sonuçlarını yaşıyorlar. Bu nedenle doğum uzmanları dünyanın her yerinde erken doğum riski taşıyan bebeklerin bir kaç hafta, hatta bir kaç gün daha geç doğmalarını sağlamak için, ellerinden geleni yapıyorlar. Yapılan çalışmalar geciktirilen her gün için bebeklerin yaşama şanslarının arttığını gösteriyor.

Ancak, erken doğan bebeklerin önemli bir kısmı tam hazır olmadan dünyaya gelmelerinin olumsuz sonuçlarını yaşıyorlar. Bu nedenle doğum uzmanları dünyanın her yerinde erken doğum riski taşıyan bebeklerin bir kaç hafta, hatta bir kaç gün daha geç doğmalarını sağlamak için, ellerinden geleni yapıyorlar. Yapılan çalışmalar geciktirilen her gün için bebeklerin yaşama şanslarının arttığını gösteriyor.

Ancak her şeye karşın erken doğumu yaşayan birçok kadın var. Acıbadem Hastanesi’nden Doç. Dr. Arda Lembet erken doğumu şu şekilde tanımlıyor: “Normal gebelik süreci 37-40 hafta arasındadır. Doğumun 37.gebelik haftasından önce gerçekleşmesi erken doğum olarak adlandırılır.”

Bebek neden erken doğar?

Bebeklerin neden erken doğdukları konusunda tek bir sebep yoktur. Bu olay çoğunlukla birçok nedene bağlı olabilir. En önemli nedenlerden biri çoğul gebelik.

Özetlemek gerekirse rahim içi ve dışı enfeksiyonlar, çoğul gebelikler, amniyon sıvısının fazla olması, rahmin yapısal anormallikleri, rahim iç tabakası içine kanamalar, genetik faktörler, doğumu başlatan fizyolojik mekanizmaların erkenden tetiklenmesi erken doğumun en sık rastlanan sebepleri arasındadır.

Kimler erken doğum yapma riski altındadır?

Erken doğum konusunda bilinmeyen birçok etken olduğu için bütün anne adayları bu riskler açısından değerlendirilmelidir. Ancak bazı hamilelerin bu durumla karşılaşma riski çok daha yüksek olur.

-Yaşı 17’in altında, 35’in üzerindekiler -Birden fazla bebek bekleyenler -Daha önce düşük, ya da erken doğum yaşayanlar -Bazı sistemik ve enfeksiyon hastalığı olan gebeler -Düşük kilolu anne adayları -Sigara kullananlar -Hamileliğinde vajinal kanama sorunu olanlar -Stres altında ve yoğun çalışma şartları altında yaşayanlar -Düşük sosyo ekonomik durumda olan hastalar.

Nasıl önlenebilir?

Anadolu Sağlık Merkezi’nden Dr. Güçer, erken doğumun önlenebilmesi için gebelik gerçekleşmeden önlem alınabileceğini belirtiyor ve ekliyor: “En önemlisi gebelikten evvel rahimde herhangi bir anormallik var mı yok mu bunun tespit edilip düzeltilmesi. Gebeliğin başında kan sayımının yapılarak, annenin ağır anemisi varsa bunun demir takviyesi ile düzeltilmesi. Bunun dışında gebelikte olan patolojik akıntılarda gizli enfeksiyon aramak da erken doğumu önleyebilecektir. Biz hastalarımıza onları yormayacak, yürüyüş ve egzersiz tavsiye ediyoruz. 20-26. haftalarda rahim ağzı uzunluğuna bakıyoruz. Bu 3.5 – 4 cm in altına indiyse veya hunileşme söz konusuysa bu hastalar erken doğum riski altında demektir. O zaman bu hastalara rapor verip, dinlenmeye almayı tercih ediyoruz”.

Tanı nasıl konuyor?

Erken doğumun doğru tespit edilmesi oldukça önemli bir konu. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Dr. İbrahim Sözen, “Kadının doğum sancıları başladığında rahimde bir açılma görülmezse bu klasik anlamda erken doğum tarifine uymaz. Klasik erken doğumda hem düzenli sancılar olur, hem de rahim ağzı değişimi olur. Yani rahim ağzı açılıp, kısalmaya başlar. Sancıları olan kadınlarda erken doğumun olabilirlik riski fetal fibronektin testi ile belirlenebilir. Son derece hızlı ve kolay bir yöntem olan bu testte vajenden smear testi yapar gibi bir sürüntü alınır. Eğer sonuç negatif çıkarsa, yani fetal fibronektin yok çıkarsa o zaman yüzde 95 olasılıkla bu kadın önümüzdeki 14 gün içinde doğuma girmeyecek demektir. Kasılmalar durdurulduğunda güvenle evine gönderilebilir. Pozitifse sorun var demektir. Ancak, pozitifin tahmin edici değeri o kadar yüksek değil. Dikkat edilmesi gereken bir gebe anlamını taşır. Çünkü oradaki tahmin edicilik yüzde 60’larda kalmaktadır.”

Özellikle ikiz gebeliklerde gebe kadının rahim ağzı uzunluğunun dikkatle incelenmesi gerektiğinin altını önemle çizen Dr. Aytuğ Kolankaya ise “Biz yıllardır bu tür gebelikleri takip ettiğimiz için oldukça tecrübe sahibi olduk.

İkiz gebeliklerde mutlaka 20. haftadan itibaren rahim ağzı uzunluğunu ölçmeye başlıyoruz. Çünkü ikiz gebeliklerdeki kaybın en önemli sebebi mekanik faktörler. Yani iki bebeğin rahim içinde yer alması sonucu, yer çekimi ile rahim ağzının açılması.

Bu nedenle rahim ağzı uzunluğu bize önümüzdeki dönemlerde yaşanabilecek erken doğum riskini belirlememizi sağlıyor. Genelde Türk kadınlarında rahim ağzı 4 cm civarındadır. Rahim ağzı uzunluğu, 3 cm’in altına indiğinde oldukça riskli olduğunu, 2.5 cm altında ise erken doğum riskinin neredeyse kaçınılmaz hale geldiğini görüyoruz” diyor.

Her Hareketiniz Çocuğunuzun Kişiliğini Etkiliyor

Ebeveynler kadın erkek ilişkisindeki iniş çıkışların anne-baba olarak rollerini etkilemediğini düşünse de çocuklar ilişkilerdeki gerginlikten etkileniyor.

Çocukla kurulan ortak iletişimde hiçbir sorun olmasa da kadın-erkek arasındaki gerginliğin çocuklar tarafından hissedildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Selin Karabulut, “Çocuklar anne babalarını hayatın her anında gördükleri şekilde rol model alırlar. Bu yüzden anne baba arasındaki her duygu ve her bir olay, çocukta irili ufaklı izler bırakarak duygularını, düşünce yapısını, davranışlarını çeşitli farklı şiddetlerde etkiler” dedi.

Ebeveynler kadın-erkek ilişkilerinde yaşanan iniş çıkışların, çoğu zaman anne-baba rollerini etkilemediği düşünülebiliyor. Anne baba rolünün çocukla ilgilenilen zamanlarla sınırlı olmadığını söyleyen Karabulut, çocukların ebeveynlerin arasındaki özel ilişkiyi de örnek aldıklarını ve bu ilişkiden etkilendiklerini belirtti. Anne babanın hayatın her anında çocuklarına rol model olduklarını belirten Karabulut, “Gün içindeki olaylara bağlı olarak anne ya da babanın veya her ikisinin sinirli, gergin, sabırsız oluşu çocuklarıyla olan ilişkiye yansır.

Mesela iş yerinden yorgun ve sinirli gelen ebeveynin çocuk ile oynamak istememesi ya da bağırıp çağırması çocuğun tüm olanı biteni kendi üstüne almasına, kendini reddedilmiş ve değersiz hissetmesine neden olur” dedi. İflas, işsizlik, borç, gelir düşüklüğü gibi durumlar aile içi dengeleri bozabileceğini söyleyen Karabulut, “Böyle durumlarda lüks sayılabilecek ihtiyaçlar ve hatta temel ihtiyaçlar karşılanamayabilir, çocuk okulundan ayrılmak zorunda kalabilir, sosyal çevre dengeleri değişebilir. Bu da çocukları derinden etkileyeceği için en doğru şey bir uzman desteği almaktır” diye konuştu.

Çocuk her türlü davranışı kaydeder ve kopyalar

Anne ve babanın her türlü davranışının çocuklar tarafından örnek alındığını hatırlatan Karabulut, “Ebeveynler farkında olmadan öğrettiklerini unutmamalı” dedi.

Karabulut, çocukların ebeveynden etkilenerek geliştirdiği kişilik özelliklerine örnekler verdi:

* Depresif olma eğilimli annenin sahip olduğu karamsar duygular (değersizlik, yetersizlik, başarısızlık, hayatın ve insanların kötü oluşu) anneden diğer kişilere ve çocuğa sergilendiğinde çocuk bunu alabilir ve benzer duyguları benzer durumlarda geliştirebilir.

* “Yalan söylemek kötüdür” gibi düşüncelere sahip olan ebeveynle yetişen çocuk temelde bu düşünceleri alacaktır. Ancak zaman içerisinde bu düşünceleri benimseyip benimsemeyişine bağlı olarak yaşamına yansıtabilir veya yansıtmayabilir.

* Fırından ekmek aldıktan sonra “Teşekkür ederim, hayırlı işler” diyen, yemekten sonra ellerini yıkayan, eşiyle saygılı ve sevecen tonda konuşan ebeveynin bu olumlu davranışları çocuğa model olacak, çocuk da benzer davranışları sergileyecektir.

* İstenmedik bir durum karşısında bağırıp küfreden babayı gören çocuk babayı model alacak, kendisi de böylesi durumlarda benzer tepkileri verecektir.

* Sigara içmek, namaz kılmak, meyve yemek, tatile gitmek, kitap okumak gibi alışkanlıklara sahip olan ebeveyn, bu eylemleri yerine getirdiğinde çocuğa model olur. Çocuk farkında olmadan öğrenir ve ileride benzer alışkanlıklara sahip olabilir.

* Köpekten korkan anne köpek gördüğünde tedirgin olacak, çocuğunu köpekten uzak tutmaya çalışacak, “Aman yaklaşma ısırır” diyecektir. Böylece köpek korkusu anneden çocuğa geçecektir.

Hamilelikte Nasıl Beslenmeli?

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hümeyra Taşçıoğlu, gebelikte iyi kalitede protein tüketilmesini isterken, “İdeal kombinasyonlarda aminoasit içermelerinden dolayı; et, süt, süt ürünleri, yumurta, kümes hayvanları ve balık gibi hayvansal gıdalardan karşılanması önerilir” dedi.

Kayseri’deki özel bir hastanede Beslenme ve Diyet Uzmanı Diyetisyen Hümeyra Taşçıoğlu, hamile olduğunu öğrenen kadınlar için öncelikle “Acaba bebeğim için yeterli besleniyor muyum?” endişesinin ön plana çıktığını anlattı. Uzman Taşçıoğlu, fazla kilolar varsa gebe kalmadan önce sağlıklı beslenmeyi hedef edinerek ideal kiloya ulaşılmasını isterken şöyle dedi:

“Beden kitle endeksi normal olan gebelerde önerilen kilo alımı 9-12.5 kilo arasındadır. Gebelik esnasında aşırı kilo alımı durumlarında; yüksek tansiyona daha sık rastlanır. Bu durum ise gebelikte ve doğumda sorun yaşanmasına sebep olur. Protein depolanması ve gereksinimi gebelik ilerledikçe artar. Yumurta taze ve iyi pişmiş halde tüketilmelidir. İçinde pişmemiş et olan çiğ köfte gibi besinler bu dönemde asla tüketilmemelidir.”

Hamileliğin ilk 3 ayında besin gereksiniminin gebelik öncesi ile aynı olabileceğini veya hafif artış gösterebileceğini belirten Taşçıoğlu, şöyle devam etti:

“Sonraki dönemde yaklaşık 300 kilo kalori ek enerji gerekir. Bu da her öğünde 1-2 kaşık fazla tüketilerek karşılanabilir. Mutlaka bir öğün et, bir öğün sebze olacak şekilde ve öğünlerin yanında salata, yoğurt/ayran, ekmek/pilav/makarna/çorba gibi tahıllar eşlik edecek şekilde öğün planı yapılmalıdır. Omega 3 ve Omega 6 doymamış yağ asitlerinden zengin olan balık tüketimi olmazsa olmazlar arasındadır. Gebelik süresince haftada 2 kez balık tüketilmelidir. Balık tüketilemiyorsa da balık yağı ile desteklenmelidir. Yapılan çalışmalarda balık yağının anne karnında, bebeğin zihinsel ve bedensel gelişimi üzerine olumlu etkilerinin olduğu görülmüştür. Ayrıca gebeliğin son dönemlerinde bebekte beyin ve retina gelişimi için gereklidir. Günde 2,5-3 litre su içilmelidir. İnsan bedeninin yüzde 55-60’ı sudur ve yenidoğan bebeğin su oranı yüzde 70 civarındadır, ayrıca gebelik döneminde yediğiniz besinler plasenta ve kordon sayesinde su aracılığıyla bebeğe taşınmaktadır.”

Diyetisyen Hümeyra Taşçıoğlu kafeinin, kahve, çay ve çikolata gibi bazı yiyecek ve sıcak içeceklerde doğal olarak bulunduğunu, ayrıca bazı yumuşak içeceklere ve enerji veren içeceklere de katıldığını anlattı. Uzman Taşçıoğlu şöyle devam etti:

“Günde 300 miligramdan fazla kafein almamak önemlidir. Çünkü yüksek miktarda kafein doğumda bebeğin kilosunun düşük olmasına ve hatta düşüklere yol açabilir. Gebelikte bulantı ve kusmalar özellikle gebeliğin ilk üç ayında daha belirgindir. Çok yağlı ve baharatlı yemeklerden, ani hareketlerden kaçınmak gerekir. Sabahları kuru ekmek, çubuk kraker bulantıyı bastırabilir. 2-3 saatte bir sandviç veya meyve gibi hafif gıdalar rahatlama sağlar. Ayrıca sıvı alımı yemeklerle birlikte değil yemek aralarında alınmalıdır. Gebelikte kanda demir, kalsiyum, magnezyum ve çinko düzeylerinde bir miktar azalma gözlenir. Folik asit, vitamin B6 ve vitamin B12’de yarıya yakın azalma oluşur. Bakır ve D vitamini düzeyi ise artar. Gebelikte beslenme için yeterli kalori ve protein içeren, uygun kilo artışını sağlayacak tüm dengeli diyetler, genellikle demir hariç gerekli tüm mineral ve vitaminleri içerirler. Düzenli egzersiz yapılması önem taşır. Özellikle de her gün yapılan 30-45 dakika yürüyüşün bebeğinizin hareketleri, doğumunuzun rahat olması, fazla kilo almamanız ve stresinizi yenme üzerine çok önemli katkıları bulunmaktadır. Gebelik döneminde yapılan egzersiz bağırsak hareketlerinizi artırarak kabızlığa engel olur.”

(DHA)

Çocuğunuza Oyuncak Seçerken Nelere Dikkat Etmeli?

Çocuğa çok pahalı ve karmaşık oyuncak almaya gerek yoktur. Aile kendi hoşuna giden değil, çocuğun beğenip oynayacağı oyuncağı almaya çalışmalıdır.

Çocuklar genellikle basit oyuncakları tercih ederler. Pek çok anne – baba alınan pahalı oyuncaklar yerine çocukların tencere, tava, kepçe gibi mutfak malzemeleri ile oynamayı tercih ettiklerini bilirler. Bir tahta parçası, bir mukavva kutu veya renkli bir kâğıt onlar için önemli bir oyuncak olabilmekte ve çocuklar bu parçalara kendi hayal dünyalarında çeşitli anlamlar yükleyerek dakikalarca onlarla oynayabilmektedirler.

Karmaşık bir oyuncağa çok para vermiş bir anne veya baba, çocuk onunla usulüne uygun şekilde oynamak yerine parçalarına ayırarak, sökerek merakını gidermeye çalıştığı zaman hayal kırıklığına uğrayabilmekte veya sinirlenebilmektedir.

Asıl olan çocuğun oyun ve öğrenme ihtiyacıdır.

Çünkü oyun, çocuk için aynı zamanda bir öğrenme şeklidir. Çocuğun dikkatini çekecek, beceri ve yeteneklerini geliştirecek oyuncaklar seçilmelidir. İlk aylardaki oyuncaklar renkleri canlı, ses çıkarabilen oyuncaklar olabilir. Bebeğe 25-30 cm mesafede asılan hareketli, renkli bir oyuncak bebek için görsel bir uyarıcı olur. İpini çekerek çalıştırılan sesli oyuncaklar da dikkat çekici olabilir.

Bebek 5. aydan sonra tutmayı yavaş yavaş öğreneceğinden çıngıraklar onun için uygun bir oyuncaktır. Sallayarak ses çıkarır ve ilgisini canlı tutar. İşitme duyusu da uyarılmış olur. Bu aylarda eline geçen her şeyi ağzına götürmeye başlayacağı için yuvarlak kenarlı, ağzına güvenle götürebileceği oyuncaklar tercih edilmelidir. Bunlar aynı zamanda diş kaşıma amaçlı da kullanılabilir.

Şunlara dikkat edilmeli;

Oyuncaklar, kolay temizlenebilen oyuncaklardan olmalıdır. Boyaları çıkmamalıdır. Çocuk ağzına aldığı için boyaları yutabilir. Renkler parlak ve ana renklerden seçilirse daha iyi olur. Sıkabileceği yumuşak oyuncaklar da bebeğin ilgisini çeker ve el kaslarını güçlenmesine yardım eder. Sıktığında ses çıkaran oyuncaklar oynamayı sever. Düğmesine basınca ses çıkaran oyuncaklardan da hoşlanır.

Yumuşak ve lastik toplar her zaman çocukları sevindiren oyuncaklardandır. Bebek oturmaya başladıktan sonra topu ona doğru yuvarlayarak yakalaması teşvik  edilebilir. Bir yaş civarında itilip çekilen oyuncaklarla oynar. Arabalar severek oynadığı oyuncaklardandır. Yürümeye başladıktan sonra ipinden tutularak çekilen veya plastik çubuğundan tutularak itilen çıngıraklı, tekerli oyuncaklarla oynamayı severler. 1-1,5 yaş arası yaşına uygun legolar veya üst üste dizilen oyuncaklar ilgisini çekebilir. Üstünde çeşitli şekillerde delikler olan kutunun içine, o deliklerden uygun blokları atarak oynayabilirler. Bu oyuncaklarla el becerileri ve üç boyutlu düşünme yetenekleri gelişir. Renkli resimli hikâye kitaplarından zevk alabilirler. Onlara bu kitaplardan hikayeler okunup masallar anlatılabilir. Bu yaşlarda tava ve tencere ile oynamaktan çok hoşlanırlar ve gürültü yapmayı severler. Aynı zamanda iri yapbozlar ve boya malzemeleri alınabilir.

Çocuklar suyla oynamayı her zaman severler. Çocuğun uygun ortamlarda suyla oynamasına izin verilmelidir. Balkonda veya banyoda bir leğen içine su doldurulup içinde oyuncaklarını yüzdür

Çocuklar parklarda veya bahçelerde kumla oynamayı severler. Mümkünse deniz kenarında kumla, suyla oynamaları sağlanabilir. 2 yaş civarında çocuklar kendi oyuncaklarını vermek istemezler ama sormadan başkalarının oyuncaklarını alırlar. Her şey kendisinin olsun isterler. Zamanla oyuncaklarını paylaşmayı, 3 yaşına doğru başkaları ile oynamayı öğrenirler.

1,5-2 yaşından sonra oyuncak bebekler, oyuncak arabalar, çocukların daha çok ilgisini çekmeye başlar. Oyun hamuru ile oynamak hem el becerisini artırır hem de hayal dünyasını geliştirir. Boya kalemleri ve defterler, boyama kitapları, renkleri tanımasına yardımcı olur. Ev işlerine karışmayı severler. Anneler iş yaparken ona da bir şeyler taşıtmak, eline küçük bir toz bezi vermek gibi işler yaptırılabilir. Oyun çağında kızlar evcilik oynamaktan hoşlanır. Erkekler daha çok koşarak, atlayarak hareketli oyunlar oynarlar. Arabaları ile oynamaktan büyük zevk alırlar.

Çocuklar kuytu yerlerde oynamayı severler. Masaların altına veya sandalyelerin üstüne örtü örterek çadır oluşturup içine girmeye, orada oynamaya meraklıdırlar. Çeşitli kıyafetler giymeyi severler. Büyüklerin kıyafetlerini giyerek dolaşmak hoşlarına gider. Oyuncakların güvenliği Boyaları çıkmayan, çabuk kırılmayan oyuncaklar seçilmelidir. Özellikle ilk yaşlarda oyuncaklarda çocuğun ağzına atabileceği küçük parçalar olmamalıdır. Oyuncakların keskin sivri uçları, kenarları olmamalıdır.Oyuncakların tüyleri dökülmemeli ve yıkanabilir olmalıdır. Alerjik çocuklarda tüylü oyuncaklar tercih edilmemelidir.

Oyuncaklar çocuğun rahatlıkla alabileceği sepetlere konulmalıdır. Odasında bir oyuncak köşesi oluşturulabilir. Anne oyuncakları çocuğun ulaşamayacağı yerlere kaldırıp sonra tekrar vermemelidir. Oyuncaklar gruplara ayrılarak ayrı ayrı sepetlere konabilir. Çocuk hangi oyuncağını oynamak isterse o kutuyu kendisi açarak oynar. Bu, çocuğu aynı zamanda düzenli olmaya alıştırır.

 

‘Bebeğim Büyüyor’

Uzm. Dr. Nezihe TOPALOĞLU

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

 

Çocuklarda Kalp Hastalığı Belirtileri

Kalp rahatsızlığı olan bebekler, biberonu ya da annesini iyi ememez. Emerken terler, sık sık nefes alma ihtiyacı duyar ve ağlarken morarabilir. Tekrarlayan akciğer enfeksiyonu da kalp hastalığının belirtileri arasında…

Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Yönetim Kurulu Üyesi ve Özel Medline Eskişehir Hastanesi’nden kalp ve damar hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Serdar Günaydın, çocuklarda kalp hastalıklarının belirtileri hakkında bilgi verdi: “Normalde kan, damar içinde ve kalp boşluklarında düzenli olarak akar. Ancak bazı durumlarda bu akış bozulur, türbülans ve üfürümler gelişir. Muayene sırasında duyulan kalp üfürümleri, hastalığı işaret edebilir.

Üfürümün şiddeti genellikle ateş, kansızlık, heyecan gibi kalbin hızlı çalışmasına neden olan durumlarda artar. Üfürüm, ‘masum’ ya da ‘fonksiyonel’ olarak adlandırılır. İleri testlere, tedaviye ya da aktivite kısıtlamasına gerek yoktur. Genellikle kalp, gelişimini bütünüyle tamamladığında üfürüm de kaybolur. Ancak takip altına alınması gereken kalp üfürümleri de var.

Her yenidoğan, rutin olarak bir çocuk doktoru tarafından muayene edilmeli. Doktorun şüphelendiği bir şey olması halinde daha farklı tetikler uygulanmalı. Çünkü bazı kalp ameliyatlarının yapılabilmesi zamanla sınırlı.

Teşhis için gerekli tetkikler

Doğumsal kalp hastalığından şüphelenilen çocukların ayrıntılı kardiyolojik muayeneden geçirilmesi gerekir. Sonra EKG yapılır ve göğüs röntgeni çekilir. Kalpte üfürüm olup olmaması, röntgende kalbinde genişleme bulunup bulunmaması, akciğer damarlanması ve vücut oksijen satürasyonu gibi temel değerlendirmelerin ardından en kolay, güvenilir ve detaylı bilgi veren EKO yapılır. Çocuğa acı vermeyen EKO, kalbe gönderilen ses dalgalarının yansımalarının toplanması ve bunun görüntüye çevrilmesi esasına dayanır. Bu tetkikle kalbin odacıkları, karıncıkları, kalpten çıkan ve kalbe gelen damarlar, bunların boyutları, basınçları, fonksiyonları değerlendirilebilir.

Anjiyo müdahalesi

Bazı durumlarda anjiyo da gerekli olabilir. Genellikle kasık bölgesinden atar veya toplar damarlar içerisine yerleştirilip, kalbe kadar ilerletilen ince bir tüp vasıtasıyla gerçekleştirilir. Çocuklar genellikle anjiyo olacakları sabah erken bir saatte veya bir gün önce hastaneye yatırılır. Anestezi doktoru tarafından verilen sakinleştirici ilaç sayesinde çocuk, tüm işlem boyunca uyur ve rahatsızlık hissetmez. Anjiyodan sonra çocukta hafif ateş ve mide rahatsızlığı olabilir ancak bu şikayetler genellikle birkaç saat içinde kaybolur. Teşhis için kullanılan bir diğer yöntem de efor testi. Test, çocuğun yürüme bandında hızlı bir tempoda yürütülmesi esasına dayanır. Bazı vakalarda tüm bu tetkikler yapılmasına rağmen kalp hastalığı tam olarak teşhis edilemeyebilir. Bu çocuklarda sorunun ne olduğunu tespit etmek için MR veya MR anjiyografi gibi bazı ileri incelemelerin yapılması gerekli olabilir. Bu tetkikler, özellikle kalpten çıkan ve kalbe dönen büyük damarlar ve akciğer damar yapısı hakkında çok iyi bilgi verir.”

EDiNSEL KALP HASTALIĞI

Çocuklarda enfeksiyon gibi başka nedenlere bağlı, sonradan ortaya çıkan kalp hastalıklarına ‘edinsel kalp hastalıkları’ denir. En sık görüleni, romatizmal kalp hastalıkları. Beta hemolitik streptekokla boğaz enfeksiyonu geçiren bazı çocuklarda 2-4 hafta sonra eklemlerde ağrı, şişlik, cilt döküntüleri gibi bulgularla romatizmal ateş gelişebilir. Streptekoklara bağlı boğaz enfeksiyonunda sık görülen belirtiler, ani başlayan ve yutkunmayla artan boğaz ağrısı, ateş, çene altı ve boyunda oluşan ağrılı şişliklerdir.

milliyet.com.tr